top of page
  • Bahar ASLANER

Bir Dostluk Hikâyesi

Yazar: Bahar ASLANER (11 Yaşında)

Editör: Ebrar Meva ÖZER (12 Yaşında)

Şef Editör: Yağmur KARACAN



Annem cam kenarında yağan karı izleyip elindeki yün ile kucağında oturan kedimiz Mia için kıyafet örüyordu. Havanın soğumasıyla birlikte televizyon kanalları çekmiyor, hatta insanlar dışarıya bir adım dahi atamıyorlardı.


Akşamüstü Mia hariç evdeki herkes uyuyunca dışarı çıkmaya karar verdim. Dolabımda duran ve lütfen beni giy diye yalvaran siyah kazağımı giydim. Kalınca da bir pantolon seçtim. Giyindikten sonra mutfağa gittim, annemin yaptığı papatya kokulu, tadı ekmek tatlısını andıran portakal aromalı aşureyi yedim ve evden çıktım. O sırada önümde Mia'yı gördüm. Onu tam kucaklayacakken birdenbire çok güçlü bir esinti geldi ve kapı kapandı. Mia kapı gürültüsünden irkildiği sırada kafasına bir gügürcük tanesi düşüverdi. Mia telaşla koşmaya başladı. Ben de arkasından koşmaya başladım ve onu hızlıca yakalayıverdim.


Birden bir gürültü koptu. Mia ve ben olduğumuz yerde donakaldık. Merak etmeyin, soğuktan değil, sadece korkudan. Mia bana yaklaştı ve sürtündü. Onu kucağıma aldım ama bir anda yer gök demeden her yer inledi, Mia'yla beraber yere düştük. Mia bir koku almış gibi karları kokladı ve koşmaya başladı.


-Miaaa! Beni bekle!


Sanki beni anlamış gibi durdu ve miyavladı. Hemen yerimden kalkıp yanına gittim. Koşmaya devam ettik. Mia beni çok uzaklara götürmüştü, üstelik bir mağaraya getirmişti. Mağaraya girdik ve yürümeye başladık. Biraz yürüdükten sonra bir ağlama sesi duyduk ve karşımızda iki ayrı yol gördük. Durduğum alanda ayağımın ucunda gri tüyler gördüm. Sağa doğru gidiyordu. Mia tüyleri kokladı ve sağ tarafa yöneldi. Sağdan ilerlerken üzerimize tsunami gibi bir şeyin geldiğini gördüm. Gözümü açtım. Mia ve ben suyun üzerindeydik.


Suyun yarısı dışarı, yarısıysa sola gitti. Kötü olan şu ki Mia ile yollarımız ayrıldı. Mia dışarı gitti ama ben sola gitmiştim. Ayrılırken bana masum gözlerle baktı ve uysalca miyavladı. Ben de ona ''Miaa!'' diye bağırdım. Yolun bittiğini, aşağı düşeceğimi anladığımda artık çok geçti. Aşağı düşmeden evvel, orada kurumuş ölü toprak ve bitkiler olduğunu gördüm.


Ardından yere düştüm. Düştüğümde dökülecek olan suyu izliyordum. Su döküldüğü an ölü bitki ve toprak canlandı. Yerden bir sarmaşık yükseldi ve beni yukarıya çıkardı. Sarmaşığa teşekkür ettim, ardından dışarı çıktım.


-Miaa! Neredesin Miaa? diye Mia'yı aramaya başladım.


Birden bacağımda bir şey hissettim. Bu Mia'nın ta kendisiydi. Ona sarıldım ve tekrardan sağ yola doğru yürümeye başladık. Birden karşımıza ağlayan bir canavar çıktı.


-Merhaba, ben Sare. Bu da kedim Mia. Sen kimsin?


-Beyn de Mala, dedi ağlamaklı bir ses tonuyla.


-Burada ne yapıyorsun?


-Ben burada yaşıyoyum.


-Burada yaşamak çok sıkıcı olmalı, hem burada senden başka kimse yok ki.


-Dış görünüşümden dolayı insanlay benden korkup kaçıyoy. Ben de çareyi kendimi buraya kapatmakta bulduym, dedi.


-Senin çok güzel tüylerin var ve hiç korkunç değilsin, seninle arkadaş olmayı çok isterim.


Mala'nın gökyüzü mavisi o kocaman gözlerinin derinliklerinde bir hüzün ışığı süzülüverdi.


-Beyn de seninle arkadaş olmayı çok isteyim, dedi utangaç bir ses tonuyla.


-Olur! dedim ve sıkıca sarıldık birbirimize. Çok güzel bir histi bu. Daha sonra Mala:


-Güneşin doğuşunu izlemeye gidelim miy? diye sordu.


-Gidelim! dedim. Hava kararmaya başlamıştı. Zamanın nasıl bu kadar çabuk geçtiğini anlamamıştık bile.   


Arkadaşım Mala'yla dostluk tepesine çıkıp güneşin batışını seyre daldık.


Dostluk bir insan ya da bir canavar arasında bile olabilir ve bu içimizdeki ışığı çıkarmanın en etkili yoludur.

Comments


bottom of page