top of page
  • Elif İrem TÜRKEL

Değerli Sabahlar

Yazar: Elif İrem TÜRKEL (11 Yaşında)

Editör: Salih DOYGUN (10 Yaşında)

Şef Editör: Yağmur KARACAN



Annesi, Tuğba’ya 647. kez kalkmasını söylediğinde, Tuğba yatağından kalktı. Gözlerini ovuşturdu ve “geç yatma, geç kalkma hakkı” diye bir çocuk hakkı hazırlamayı akıl edemedikleri için Birleşmiş Milletler’e bağırıp çağırdı. İçinden yaptığı protesto bittiğinde ise çoktan kahvaltı toplanmış, servis gitmiş, okul başlamıştı.


Tuğba son derse yetişmek için koşar adım yürürken, babasının bir arkadaşının kuzeninin yan komşusunun cumhurbaşkanıyla tanıştığını hatırladı. Normalde son derste bol bol uyuklayıp okul çıkışını kaçırırdı. Ama o gün öğretmenini, konuşan kedilerin konserine giden fare görmüş gibi şaşırtarak zil çaldığında hemen ayağa kalktı.


Kafasındaki planların heyecanıyla okulda uyuyamayan Tuğba eve geldiğinde hemen Cumhurbaşkanı Mehmet Saygıduyar'ın evine gitti. Tuğba planını anlatınca başkanın aklına cumhurbaşkanı olmadan önceki hayatı geldi. Plan çok hoşuna gitti ve hemen uygulamaya koydu.


“Canım ülkemin sevgili vatandaşları! Biliyorum ki sabah erken kalkmak hepimizin sorunu. Eğer okul ve iş yerlerinin çalışma saatlerinin öğlene alınmasını vatandaşlarımızın çoğunluğu kabul ederse bunu uygulamaya koyacağız. Bunun için bir referandum düzenlenecek. Referandum tarihi 9 Şubat.”


Herkes çok mutluydu. Hele çocuklar. Oyun parklarında toplanıp Kızılderili dansı yaptılar. Ve 9 Şubat geldi. Herkes oy vermek için gitti. Referandum sonuçları heyecanla beklendi. Sonuçlar açıklandı: 999.999 kişiye 1 kişi.


1.000.000 insan arasında bir kişi hariç herkes saatlerin öğlene alınmasını istiyordu. Recep, halkın geri kalanı gibi düşünmüyordu. Ona göre sabah erken kalkmak önemliydi. Sabahları zihnimizin daha açık olduğunu düşünüyordu. Sabah namazında bereket, huzur vardı. Yani sabah günün en önemli saatlerindendi. Biz onu boş verelim, çoğunluk ne yapıyor ona bakalım. Çocuklar geç saatlere kadar uyanıktı. Geç yat, geç kalk. Artık her yer saat 15.00’da açılıyordu. Oh, ne âlâ memleket!


Ama fazla uyudukları için gözleri morardı, şişti. Sabah erken kalkmadıkları için sabah namazlarını kaçırdılar. Çocuklar dersi dinlerken öğretmenlerine uykulu gözlerle baktılar, derse odaklanmakta zorlandılar. İnsanlar her yerde esnemeye başladı. İş yerleri geç saatlerde açıldığı için üretim durdu. Bazıları normalden fazla uyudukları için çok yorgun hissetti. Bütün çocukların notları düştü. Hastaneler doldu, taştı. Kalp krizi geçirenler, erken yaşta ölenler, şeker hastalığına yakalananlar...


İnsanlar ilk başta bu durumlardan rahatsız olmadılar. Hayatlarına normal bir şekilde devam ettiler. Ama Recep bu ülkenin geleceğini gördü. Mehmet Saygıduyar’a bir ziyarette bulundu. Başkana ülkenin durumunun giderek kötüye gittiğini söyledi. Eğer bir şey yapmazlarsa ülkede insan kalmayacağını anlattı. Cumhurbaşkanı biraz düşündü ve aklına bu sisteme geçtikten sonra şeker hastalığına yakalanan babaannesi geldi. Mehmet Saygıduyar konuşmaya başladı:


“Sayın halkım biliyorsunuz ki birkaç ay önce bir karar verdim ve bu bizim iyiliğimiz içindi. Ama bu karar aleyhimize döndü. Bu yüzden okulların, iş yerlerinin çalışma saatlerini eski saatlerine alıyorum,” dedi.


Böylece herkes sabahın önemini anlamıştı.


Ama birden Tuğba’nın aklına bir şey geldi: Sabahları uyuyamıyorsak biz de öğlen uyuruz.

Comments


bottom of page