top of page
  • Rabia Meryem YILMAZ

Dut Yemiş Bülbüller

Yazar: Rabia Meryem YILMAZ (9 Yaşında)

Editör: Betül Ravza AŞIK (10 Yaşında)

Şef Editör: Yağmur KARACAN



Evet... Profesör Ispanak, akşamüzeri marketten bir şişe orman meyveli kefir ile kaşar aldı. Evine doğru yürüdü. O gün bir sürü deney yapmış, bir de üstüne üstlük evinin hemen yanında bulunan laboratuvarını köşe bucak temizlemişti. Çoook yorgundu.


Eve vardığı zaman paltosunu koridordaki askılığa astı ve elini yüzünü yıkadı. Karnı, o ilkokula giderken 23 Nisan’da okul bahçesinde dolaşan bando takımı gibi ses çıkarıyordu. Profesör Ispanak da hemen mutfağa gitti, kendine bir tost yapıp afiyetle yedi. Ardından bulaşık yıkadı, kitap okudu, bozuk kol saatini tamir etmeye çalıştı ve uykusu  yavaş yavaş gelmeye başladı. Tam yatağına uzanmıştı ki aklına mükemmel ötesi bir fikir geldi. Kalkıp bu fikri not defterine yazdıktan sonra huzurla uykuya daldı. 

 

Ertesi gün profesör, bir konferans düzenleyeceğini duyurdu. İsteyen herkes gelebilirdi. Saat 16.00’da konferans başladı. Salon tıklım tıklımdı. Az sonra da Profesör Ispanak, gözlüğünü düzeltip konuşmaya başladı: 

 

-Öhöm öhöm öhöm… Hanımefendiler ve beyefendiler, hepiniz düzenlemiş olduğum konferansa hoş geldiniz. Sefa getirdiniz. Ama eliniz boş gelmişsiniz. Neyse, benim sizi buraya çağırmamın asıl sebebi önemli bir konudan bahsetmek istemem. Biliyorsunuz ki hepimiz konuşuyoruz, birbirimize sesleniyoruz, cümleler kuruyoruz. Bana kalırsa bunlara hiç gerek yok. Konuşarak çenemizi ağrıtıyoruz, enerjimizi tüketiyoruz. Hem konuşacağımız yerde para kazanırız, ev işlerini yaparız. Bana katılıyor musunuz? 


İnsanlar bağırmaya başladılar: 


-Katılıyoruz! 


-Hay aklınızla bin yaşayın, Ispanak Bey! 


-Şimdiye kadar duyduğum en güzel fikir bu! 


Bazı kişiler buna itiraz ettiler: 


-Olmaz öyle şey! 


-Benim mesleğim tercümanlık. Konuşmazsam nasıl para kazanacağım? 


-Ben de gazete muhabiriyim! Söyler misiniz, kelimeler olmazsa evimi nasıl geçindireceğim?  

Onlar böyle söylediler ama tezahüratlardan, sevinç çığlıklarından, sesleri duyulmadı. Profesör Ispanak, gülümseyerek konuştu: 


-Konferans bitmiştir. Herkese iyi günler. 


İnsanlar mutlulukla salondan çıktılar. Herkes gülümsüyordu, Profesör Ispanak’ın fikrine itiraz eden iki kişi hariç. Bu iki kişi, Tahir ve Meliha’ydı. Onlar sevinçli değillerdi. Suratlarını limon yemiş gibi ekşitmişlerdi. Profesörün dediklerini mantıksız buluyorlardı. Kollarını kavuşturdular ve anne babalarının arkasından eve doğru yola koyuldular. 

 

Profesör Ispanak’ın konferans vermesinden bir süre sonra, görevlendirilen bazı kişiler kapı kapı dolaşmaya başladılar. Bunun sebebi, kelimelerin toplanacak oluşuydu. Ama Tahir ile Meliha kelimelerini vermek istemiyorlardı ki! Bu yüzden de babalarıyla birlikte evlerinin bahçesine yaptıkları ağaç eve kelimelerini sakladılar. Böylece kelimelerini vermekten kurtuldular.


Ağaç eve çıkıp sohbet etmeye başladıklarında ilk konuşan Meliha oldu: 


-Akıllı abim benim! Kelimeleri saklamak hayika bir fikiydi. Baksana, hala konuşabiliyoyuz. 


-İltifat için teşekkürler kardeşim. 


-Yica edeyim. 

 

Birkaç gün sonra Tahir ile Meliha’nın kelimeleri hariç bütün kelimeler toplandı ve çuvallara koyularak roket ile uzaya gönderildi. Bir sürü kişi mutlulukla bu ânı izledi, sonra da evlerine dağıldı.


En başta hâllerinden memnundular. “Yaşasın, artık boşa enerji tüketmemize gerek yok. Konuşmak yerine işlerimizi yapıyoruz.” diye düşünüyorlardı. Fakat biraz zaman geçtikten sonra işler sarpa sarmaya başladı. İnsanlar birbirlerine dertlerini açamıyor, birbirleriyle anlaşamıyor, isteklerini dile getiremiyorlardı. Sorunlar bu kadar değildi üstelik.


Okulda öğretmenler ders anlatamıyor, öğrenciler soru soramıyor, insanlar muhabbet edip neşelenemiyorlardı. Profesör Ispanak dahil herkes pişmandı. Çünkü kelimelerin uzayın neresinde olduğu bilinmediğinden geri getirilemiyordu. Hepsi de hem suçluluktan, hem de kelimelerinin olmamasından dolayı dut yemiş bülbül gibiydi… 

 

İnsanlar, üzüntüyle iki gün geçirebildiler. Onların düşüncelerinin değiştiğini gören Tahir ile Meliha’nın ise güzel bir fikirleri vardı. Ağaç eve sakladıkları kelimeleri çıkardılar ve yazıcı ile çoğaltıp insanlara dağıttılar. Böylece herkes eski neşesine ve kelimelerine kavuştu. 

Commentaires


bottom of page