İhanet
- Feyza Yılmaz
- 23 May
- 3 dakikada okunur
Yazar: Feyza Yılmaz (13 yaşında)
Çizer: Didar Yüsra Balcı (12 yaşında) Editör: Yusuf Doğan (13 yaşında)

-Sen lanetli misin?
Yanımda oturan Alaz, bana hayret ve şaşkınlıkla sordu bu soruyu. Ben bir şey diyemeden Baran araya girdi.
-Alaz, saçmalama ya. Ne laneti? Şurada ciddi bir şey konuşuyoruz.
Alaz gözlerini benden ayırıp Baran’a baktı.
-Lanetli olmayı saçma buldun, ama kızın gördüğü rüyalarda saçmalık payı bulmadın mı? Ya kızın söylediklerini duymadınız mı? Çığlıklar diyor, cam küre diyor, sis diyor! Söylerken bile tüylerim diken diken oluyor ya!
Ben Gece. En yakın arkadaşlarım, Alaz, Baran ve Gökçen. Şu an oturmuş, benim sorunumu konuşuyoruz. Gökçen:
-Gece, tekrar anlatsana şu gördüğün rüyayı.
Bunu söylerken çok sakindi. Şu arkadaş grubundaki en sakin insan o zaten. Alaz, grubun komedi kaynağı, Baran en soğukkanlı ve azimlimiz, Gökçen de en sakin ve iyimser olanımız.
-Dedim ya, kapkaranlık bir yerdeydim. Yüksek bir çığlık duydum, bir kadın çığlığıydı. Sonrasında da bir kırılma sesi duydum. Sanki bir cam kürenin kırılma sesi gibiydi. Devamında kırılmış cam küreyi gördüm. İçinden buhar çıkmaya başladı. Gözlerim kamaştı. Tam o sırada da kan ter içinde uyandım.
Bunu daha öncede anlatmıştım ama hepsi ilk defa dinliyormuş gibi beni dinledi. Alaz yine ciddiyetsizliğiyle söze atladı.
-Ne? (!) Kan mı? İyi misin bari? Gel, seni bir doktora götürelim.
Kolumdan tutup beni yavaşça kaldırdı. Hastaymışım gibi davranıyordu, ben de kolumu çektim:
-Ne kanı ya?
Alaz boş gözlerle bana baktı.
-E dedin ya “kan ter içinde uyandım.” Diye(!)
O bunu söyledikten sonra Baran ayağa kalktı. Alaz’a onu öldürecekmiş gibi baktı. Ama bir yandan da sakin görünüyordu, sonra söze girdi.
-Alazcığım, bence biz asıl seni doktora götürmeliyiz. Gece, lafın gelişi öyle söyledi.
Ardından bana oturmam için nazikçe bir işaret yaptı. Tekrardan koltuğa oturdum. Benden sonra ikisi de oturdu. Sonra hepimiz düşünmeye başladık. Baran, düşünmesini bitirmiş olmalıydı ki, ayağa kalkıp heyecanla konuşmaya başladı.
- Arkadaşlar, ben çözümü buldum sanırım. Benim bildiğim çok iyi bir otacı var. İyi dediğime bakmayın; kadın tekinsiz biri. Ama yaptığı ilaçlara çok güveniyorum.
Üçümüz de dikkatle dinledik Baran’ı. Olabilirdi aslında, neden olmasın ki?
Gökçen ayağa kalktı. Yüzü endişeyle büzüşmüştü. Herhalde Baran’ın dedikleri onu ürpertmişti.
-Bu otacı yakınlarda bir yerde mi?
Baran başını salladı.
-Buradan yürüyerek gidebiliriz.
O sırada Alaz ve ben de ayağa kalktık. Ben gitmek istediğimi söyledim. Hepsi onayladı.
***
Yarım saatlik bir yürüyüşün sonunda Baran’ın bahsettiği otacının kulübesine vardık. Etraf rüyamda gördüğüm gibi sisliydi. Kulübenin hemen yanında mezarlık vardı. Çok acayip. Kim kaldığı yerin yanında bir mezarlık olmasından rahatsız olmazdı ki?
Gökçen kapıyı çaldı. Kapıyı açan orta yaşlı kadın, Baran’ın dediği kadar tekinsiz görünüyordu. Hepimizi kuşkuyla süzdükten sonra konuştu.
-Kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
Baran cevap verdi.
Efendim, biz sizden yardım istiyoruz. Arkadaşım Gece çok acayip rüyalar görüyor. Belki şifalı bir içecek veya yiyecek veya herhangi bir şey yaparsınız diye sizi rahatsız ettik. Bize yardım edebilir misiniz?
Baran durumu gerçekten çok iyi özetlemişti. O konuşmasını bitirdikten sonra kadın beni baştan aşağı süzdü. Ardından içeri geçmemizi söyledi. Hepimiz içeri girdik. Etrafı incelemeye koyuldum. Bir sürü bitki hem tavandan asılıyor hem de duvarlarda yapıştırılmış bir şekilde duruyordu. Bazısı çok güzel kokuyor, bazısı ise hiç güzel kokmuyordu. Birkaç tane de sandalye vardı. Hepimiz yan yana oturduk. Kadın gelip elimi tuttu. Hafif bir şekilde sıvazladı. Sonra konuştu.
-Neler vardı rüyanda?
-Bir cam küre vardı. Kırılıyordu ve içinden buhar çıkıyordu, kadın çığlığı da vardı.
-Daha önce gördüğün rüyalarında neler vardı?
-Mezarlıklar vardı. Sisli mezarlıklar…
Kadın elimi bıraktı. Her şeyi anlamış gibi yüzüme baktı. Sonrada Gökçene karanlık bir bakış attı. Bu hareketine anlam veremedim. Otacı konuşmaya devam etti
-O gördüğün cam küre Kehanet…
Şok olmuş bir şekilde olduğum yere çakıldım. O sırada Alaz’ın Baran’a “İçimde kötü bir his var.” dediğini duydum. Sonra Gökçene döndüm, onu hiç böyle görmemiştim bir garip davranıyordu. Otacı konuştu.
-Rüyanda gördüklerine bakılırsa o cam küre bir kehanet olmalı. Mezarlıklar, kötü sonu çağrıştırıyor ve çıkan buhar ile çığlıkta ihaneti temsil ediyor.
Bunu söylerken göz ucuyla Gökçene baktı.
-Neyse ki bunun için şifalı bitkilerim var.
Ben tam otacıyı dinlerken Gökçen birden ayağa kalktı ve cebinden bir cam küre çıkardı.
-Özür dilerim.
Biz daha ne olduğunu anlayamadan küreyi yere fırlattı. Küre kırıldı ve etrafı bembeyaz bir buhar kapladı. Ayağa kalktım, içimde bayılacak gibi bir his vardı. Dengemi kaybettim. Tam düşecekken Baran kollarımdan tuttu.
-Gece!
-Ne oluyor burada!
Toparlanıp kendime geldim ve ayağa kalktım. Baran sesleniyordu.
-Çıkın! Dışarı çıkın! Hemen!
O an kendimi dışarıda buldum, temiz havayı ciğerlerime çektim. Otacı da ne olduğunun farkında değildi. Alaz bağırıyordu.
-İyi misiniz?
-İyiyim.
-İyiyiz
Etrafa bakındım. Gökçen yoktu, gitmişti ama niye? Baran ve Alaz’ın yanına gittim.
-Gökçen gitti…
Ağlamaya başladım. Otacı yanıma geldi.
-Sakin ol. İhanet Gökçendi yakalanacağını anlayınca böyle bir şey yaptı. Şimdi sana şifalı bir bitki çayı yapacağım ve artık bu rüyaları görmeyeceksin. O arkadaşını da unutman gerek.
Başımı salladım. Artık Gökçen benim için sadece bir yara olarak kalacaktı. O bize ihanet etmişti. Gün gelecek, bunun sebebini elbette öğrenecektim. Ama onu hayatımdan çıkarmıştım bir kere. Bana ihanet eden biriyle dost kalamazdım…


