Mahallenin Kahramanı
Yazar: Ayşe Zümra Porsuk (9 yaşında)
Editör: Naile Nur Ceylan (14 yaşında)

Bugün de her zaman ki gibi görevimin başındayım. Sabahın erken saatlerinde, daha gece yağan karın üzerinde hiç kimsenin ayak izi yokken evimden çıktım. Hava buz gibiydi ama soğuk beni korkutamaz. Görev her şeyden önce gelir.
Haa bu arada, benim adım Toprak ama mahalleli bana “Başkan” der. Çünkü bu mahallenin güvenliği ve düzeni benden sorulur. Bensiz hiçbir şey yapamazlar. Küçüğünden büyüğüne herkese yardımım dokunmuştur. Yıllardır onlar için çabalıyorum. Bazıları benden biraz çekinip korkar ama ben hepsini severim. Mahallelinin de çoğu beni sever, bana saygısızlık etmezler. Ara sıra kapımı tıklatıp yemek ikram ederler. Bende tabaklarını boş bırakmak istemem tabii ama mutfakta pek iyi olduğum da söylenemez.
Bu sabah taze ekmek kokusunu alınca doğruca fırına uğradım. Fırıncı beni görünce hemen kapının önüne çıktı:
-Oooo! Başkanım hoş geldiniz, diyerek çıtır çıtır bir ekmek ikram etti. Ayıp olmasın diye mecburen kabul ettim. Sonra mahallenin güvenliğini konuşmak için karakola uğradım. Oradaki polisler çay verelim diye ısrar ettiler ama görevler beni bekler diye geçiştirerek kabul etmedim. İyi ki de kabul etmemişim, sokaktan köşeye dönünce yine o insan kaçakçılarının arabasının belirgin korna sesini duydum. Mahallemize ara sıra geliyor bu kaçakçılar, özellikle de daha güçsüz oldukları için yaşlı insanları kaçırmaya çalışıyorlar. Hemen korna sesinin olduğu yere doğru koşmaya başladım. Uzaktan yanıp sönen ışığı da görünüyordu. Eskiden çok hızlı koşar arabayı yakalardım, hatta bazen lastiğini patlatıp arabayı durdururdum. Son zamanlarda pek hızlı olamadığım için yakalayamadığım zamanlarda karakoldakilere haber veriyorum. Maalesef bugün de yakalamayı beceremedim. Ter içinde karakola gidip bir su içip olayı anlattım. Onlarsa:
-Haydaaaa! Yine aynı mevzu, diye dertlendiler.
Karakoldan çıkınca en büyük düşmanımla karşılaştım. Yine kapı kapı dolaşıp gizemli zarflar ve evraklar dağıtıyordu. Bu adamın ajan olduğundan emindim. Daha önce ondan kurtulmaya çok çalışmıştım ama her seferinde elimden kaçtı. Son zamanlarda onunla mücadele etmenin yeni bir yolunu buldum. Artık kendimi belli etmeden, arkasından sessizce gidip, bıraktığı şifreli mesajları yok ediyorum. Hatta geçen ay bunu yaptığımda mahalleli o kadar sevindi ki bir araya toplanıp saatlerce bunu kutladılar. Bugün de aynı şeyi yapmak en doğrusu olacak. Sessizce ajanı takip etmeye başladım, bıraktığı tüm tehlikeli şifreleri teker teker parçalayıp yok ettim. Geriye bir tane bile kalmadı. Ama bu iş saatlerce sürdü. O kadar halsiz kaldım ki eve döner dönmez uyuyakaldım.
Sabah olduğunda her zaman ki gibi yine işimin başına düştüm. Ama dünkü yorgunluğum yüzünden bu sabah biraz daha geç uyandım. Mahalle her zamankinden daha hareketliydi. Evlerin önünde çalışmalar yapılıyordu. Önce karakola gidip neler oluyor öğreneyim diye düşündüm.
Komutan beni görünce gülerek konuşmaya başladı:
-Vayyy! Başkanım gelmiş, sefa getirmiş. Gelin bakalım Toprak Bey. Dün yine büyük işler peşine düşmüşsünüz. Herkes postalarını sizden kurtarabilmek için kapısının önüne posta kutusu takıyor bugün. Ne bu postacıyla derdiniz anlamadım, deyip elini omzuma attı.
-Hadi gelin bakalım, mahalleli size epey kızgın. Bugün fazla dolaşmamalısınız yanımda kalın. Mamanızı da verelim bakalım.
Aah ah, hiç anlamıyorlardı ama yemek ikramını reddetmek ayıp olacaktı. Bu teklifi
-Hav hav, diye onayladım ve kuyruğumu sallayarak onu takip ettim.


