Satürn'e Bakmak
- Hatice Kübra AYÇİÇEK
- 23 May
- 3 dakikada okunur
Yazar: Hatice Kübra Ayçiçek (12 yaşında)
Çizer: Betül Kızıler (12 yaşında)

Satürn’ün çevresindeki istasyonlarda doğan çocuklar için Dünya sadece bir
hikâyeydi. Kitaplarda anlatılan bir yer. Mavi gökyüzü, rüzgâr, deniz…
İnsanlar artık Satürn Yörünge Kolonileri'nde yaşıyordu.
Ama burada çok sert bir kural vardı: Satürn’e bakmak yasaktı. İstasyonun bütün pencereleri kapalıydı. Dışarıyı gösteren ekranlar sadece yıldızları gösterirdi ama gezegen asla görünmezdi. Yetkililer bunun sebebini şöyle açıklıyordu: "Gezegeni uzun süre izlemek insan psikolojisine zarar verir. Kimse daha fazla soru sormazdı, ya da soramazdı. Çünkü bu dünyada soru sormak da pek sevilmezdi. On dört yaşındaki Aras bir gün bakım koridorlarında dolaşırken eski bir gözlem odası buldu. Kapısı kilitli değildi. İçeri girdi. Karşı duvar tamamen camdı. Camın arkasında Satürn vardı. Aras bir süre nefes almayı bile unuttu. Gezegen düşündüğünden çok daha büyüktü. Altın rengi ışık uzaya yayılıyordu. Halkalar ince ama sonsuz gibi görünüyordu. O sırada arkasından bir ses geldi. “İlk kez gören herkes böyle kalıyor.” Aras dönüp baktı.
“Sen bunu biliyor muydun?” dedi Aras. “Evet,” dedi Sera. “Bazen geliyorum.”
İkisi birlikte camın önüne oturdular. Bir süre sadece bakmakla yetindiler. Satürn’ün halkaları uzaktan neredeyse duruyormuş gibi görünüyordu. Ama dikkat edince çok yavaş döndükleri anlaşılıyordu. Aras fısıldadı.
“Bu kadar güzel bir şey neden yasak olsun?” Sera biraz düşündü. Sonra şöyle dedi:
“Çünkü insan buraya bakınca küçük olduğunu fark ediyor.”
Aras anlamadı. Sera devam etti. “Ve küçük olduğunu fark eden insan korkmamayı öğrenebilir.” Sessizlik oldu. Uzay tamamen sessizdi. Bir süre sonra Aras sordu:
“Sen buraya neden geliyorsun? ”Sera cevap vermeden önce Satürn’e baktı.
“Çünkü burada her şey daha gerçek geliyor. ”Aras, Sera konuşurken gözlerini gezegenden ayırmıyordu. Sanki uzun zamandır yalnız başına burada oturuyormuş gibi. Ertesi gün Aras yine geldi. Sera yine oradaydı.
Artık konuşmaları daha uzundu. Dünya hakkında, yıldızlar hakkında, hatta hayaller hakkında konuşuyorlardı. Bir gece Sera şöyle dedi:
“Aras.”
“Evet?”
“Hiç düşündün mü, neden bizi Satürn’den saklıyorlar?” Aras omuz silkti.
“Psikoloji falan dediler.” Sera başını salladı.
“Bence sebep başka.” Camın dışını gösterdi.
“İnsan buraya bakınca bulunduğu yerin bir kafes olduğunu fark ediyor.”
Aras bir şey söylemedi. Ama içinden geçen şey aynıydı.
O istasyon bir ev değil, bir kafes gibiydi. O anda koridordan siren sesi duyuldu.
Bir güvenlik alarmı. Sera ayağa kalktı. “Birisi gelmiş olmalı.”
Aras kalbinin hızlandığını hissetti. Gitmeden önce ikisi son kez Satürn’e baktı.
Gezegen sessizdi. Dev ve özgür. Sera fısıldadı:
“Biliyor musun…”
“Ne?”
“Bence insanlar Satürn’e bakmayı yasaklamadı.” Aras ona baktı.
“Peki neyi yasakladılar?” Sera hafifçe gülümsedi.
"Özgür olduğunu hissetmeyi.
Kapı kapandı.
İstasyon yine eski sessizliğine döndü. Ama o geceden sonra Satürn’ün halkalarına bakan iki kişi vardı ve bazen…
bir distopyayı değiştirmek için iki kişinin gerçeği görmesi yeterliydi...
Ama gerçeği görmek her zaman hemen bir şeyi değiştirmezdi. İstasyon ertesi gün yine aynıydı. Koridorlar aynı ışıkla aydınlanıyordu. Derslerde aynı cümleler tekrarlanıyordu. Düzen güvenliktir. “Kurallara uymak hayatta kalmaktır.” Aras ders sırasında penceresiz duvara bakarken Satürn’ü düşündü. O dev gezegenin sessizliğini ve halkaların yavaş dönüşünü. Artık o görüntüyü unutamıyordu. Akşam olunca yine eski gözlem odasına gitti. Sera camın önünde oturuyordu. Bu kez konuşmadılar. Bir süre sonra Sera sessizce şöyle dedi:
“Biliyor musun, küçükken annem bana bir şey söylemişti.”Aras ona döndü.
“Ne söylemişti?” Sera gözlerini halkalardan ayırmadı. “İnsan bir şeyi uzun süre izlerse… onu anlamaya başlar.”
“Satürn’ü mü?”
“Hayır,” dedi Sera. “İnsanları.” Aras anlamadı ama dinledi. Sera devam etti.
“Buradaki insanlar bakmayı bıraktı. Gökyüzüne de, birbirlerine de.”
Satürn’ün ışığı camdan içeri süzülüyordu. “Belki de o yüzden her şey bu kadar sessiz.” Aras camın önüne yaklaştı. Uzay sonsuz görünüyordu ve ilk kez şunu düşündü: Belki de özgürlük bir kapının açılması değildi. Belki özgürlük, insanın kafes olduğunu fark ettiği andı. Aras yavaşça camın üzerine elini koydu.
“Bir gün herkes bunu görür mü sence?” Sera hafifçe omuz silkti. “Bilmiyorum.”
“Ama bazen bir şey değişmeye çok küçük başlar.” Aras ona baktı.
“Mesela?” Sera camdaki yansımasını işaret etti. İki kişi yan yana duruyordu.
“Mesela iki kişiyle.” Uzayda Satürn sessizce dönmeye devam ediyordu. Halkalar, kırılmış taş ve buz parçalarından oluşan o dev çember, milyarlarca yıldır aynı hareketi yapıyordu. Ama istasyonun içindeki iki çocuk için artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çünkü bazı yasaklar, insan onları gerçekten gördüğü anda...
"yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başlar".


