top of page
  • Zümra ÇİFTÇİ

Sayılar Yokken

Yazar: Zümra ÇİFTÇİ (12 Yaşında)

Editör: Ceylin Ravza AYDIN (13 Yaşında)

Şef Editör: Yağmur KARACAN

 



Selam, bendeniz Anıl. On iki yaşındayım, 6. sınıfa gidiyorum. Matematik dersinden nefret ediyorum. Aslında sadece ben değil, okulumuzdaki hiçbir öğrenci matematiği sevmiyor. Tüm büyükler matematik hayatın bir parçasıdır deyip duruyor ama bence öyle değil! Sonuçta toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı ve bölmeyi biliyoruz. E problem de çözebiliyoruz, bence daha fazla matematik öğrenmeye hiiiiiç gerek yok.


Hem bir kere bildiğim şeyleri tekrar tekrar öğrenmek çok ama çok saçma. Keşke dünyada bir şey olsa da bütün sayılar yok olsa ama neredeeee… Neyse, epey geç oldu, artık yatmam gerekiyor.


BİR AKŞAM SONRA


Günaydın.  Aa olamaz, bir dakika bir dakika! Ben doğru mu görüyorum? Saatteki sayılar yok. Ay, olamaz, yani dün akşam dediğim şey gerçek mi oldu?! Yok artık! Hemen aşağıya indim, annem ile babam çok mutluydu. Demek ki onlar da sayıların olmasından şikâyetçiydi. Bir an rüya mı yoksa gerçek mi olup olmadığını anlayamadım.


Aman, neyse. Sonuçta evin hiçbir yerinde sayı diye bir şey yoktu. O sırada annem hemen hazırlanıp okula gitmemi söyledi. Yukarı çıkıp hazırlandım ve evden çıktım. Okula vardığımda müdür, öğretmenler ve öğrenciler çok mutluydu. Hatta matematik öğretmeni bile o kadar mutluydu ki sanırım en çok o sevinmişti bu olaya. Birazcık garipti ama yine de olsun, tadını çıkarmak lazım değil mi?


Kimse saatin kaç olduğunu bilmiyordu, okul tam şenlik havasındaydı. O sırada müdür bey havanın kararmaya yakın olduğunu ve artık servislerimize binmemiz gerektiğini söyledi. Ama bir sıkıntı vardı. Servislerin plakaları olmadığı için kim, hangi servise binecek belli değildi.


Bu yüzden herkes karışık bir şekilde servislere bindi. Dışarıdaki insanlar kasiyerler ile kavga ediyor, gidecekleri sokak numarasını bilmedikleri için yönlerini karıştırıp sinirleniyorlardı. Sürücüler hız limitini aştığı için bir sürü ceza yiyorlardı ve daha fazla buna benzer birçok olay oluyordu.


O sırada bir anda biz de kaza yaptık. Herkes bir anda servisten çıkarak etrafa yayıldı. Evlerini bulmaya çalışıyorlardı ama kimse bulamıyordu. O sırada saatin kaç olduğunu merak ettim ve saatime baktım ama sayılar olmadığı için bir türlü saatin kaç olduğunu anlayamadım.


Artık evin yolunu kendim bulmam gerekiyordu. O sırada bir iş yerinden yeşilimsi ve mavimsi dumanlar çıkıyordu. Hemen içeri girdim. İçeride ünlü bilim adamı Aziz Sancar vardı, gözlerime inanamamış ve çok heyecanlanmıştım. Hemen bu dumanların ne olduğunu sordum. Aziz Sancar da bana her şeyi açıkladı ve böylece tanıştık.


Meğerse Aziz Sancar DNA’lar hakkında bir deney yaparken deneyi patlamış ve bu zehirli duman sayıları yok etmişti. Hemen yeni bir deney yapıp bu durumu düzeltmeye çalıştı ve başarılı oldu da. Dışarıdan çığlık sesleri geliyordu, Aziz Sancar ile hemen dışarı baktık. Herkes mutluluktan çığlık atıyordu. Artık korku çığlıkları değil, sevinç çığlıkları vardı. Ne kadar sevindirici değil mi?


Aziz Sancar o sırada bana şu sözleri söyledi: “Evlat ne olursa olsun matematikten ve sayılardan vazgeçeme. Çünkü sayılar ve matematik hayatın bir parçası ve her zaman öyle kalacak. Onlar olmazsa hayatın düzeni olmaz, karmaşa içinde kalırız.”


Ben bu sözün büyüsüne kapılarak hemen eve gittim ve olanları aileme anlattım. Ailem bu olanlar karşısında şaşırmış, bir o kadar da büyülenmişti. Tıpkı benim gibi. Kendime o gün bir söz verdim: “Matematiği ve sayıları ne olursa olsun seveceğim.”

Comments


bottom of page