top of page

Sonun Olmadığı Yer

Gülce Lina Ebik
22 Eyl
2 dakikada okunur

Yazar: Gülce Lina Ebik (9 yaşında)

Editör: Sude Nazlı Erdoğan (13 yaşında)


                                                                                                                                          

O gün yine Hülya babaannesinin ahşap kaplamalı, balkonunda yeşil oymaları olan eski Safranbolu'daki evlerine gitmişti. Akşam olup herkesin odasına çekilip uyumaya başladığında Hülya çatı katındaki açık pencereden ışıl ışıl parlayan yıldızları izliyordu, o sırada bir gıcırtı duydu. Merakla arkasını döndüğünde evin kedisi Fıstık'ın bir kutu ile oynadığını gördü.

Ağır adımlarla kutuya doğru ilerlemeye başladı. Kutunun kapağını yavaşça kaldırdığında etrafa minik minik tozlar savruldu ve Hülya, sessizce hapşırmaya başladı. Kutunun kenarında kurumuş çiçekler, eski fotoğraf ve bir mektup buldu. Fotoğrafta iki tane takım elbiseli genç adam ve bakımlı bir kadın vardı.

Dikkatli bakınca ortadaki kadının babaannesi olduğunu anladı. Fotoğrafın arkasına baktığında kabartmalı bir yazı ile yazılan tarih ve not olduğunu gördü.

Tarih: 1881

Not: Sonun Olmadığı Yer.

Sabah olduğunda koşa koşa babaannesinin yanına gitti. Babaannesinin yanına yaklaştığında mis gibi kızarmış pişi kokusu geliyordu, bir an bu kokuyla başı döndüyse de elindeki fotoğraf ile kendine geldi. Heyecanla "Babaanne sonun olmadığı yer ne demek" dedi. Bunu duyan babaannesi telaşla irkildi.

Hülya'nın dünyasında ölüme 145 yıl önce çare bulunmuştu. O günden sonra kimse yaşlanmıyor ve hastalanmıyordu.Babaannesi Hülya'ya her şeyi anlattı. Bir zamanlar yaşadıkları dünyada ölüm diye bir kavram olduğunu, her canlının bir gün öldüğünü anlattı. O fotoğrafta Hülya'nın büyük büyük dedelerinin ölümsüzlüğü keşfettiğinde çekildiğini söyledi.

Babaannesinin sesinde büyük bir hüzün ve pişmanlık vardı, balkondaki sedire doğru yürüdü, havada ilkbahar kokusu vardı. Derin bir nefes aldı ve olanları anlatmaya başladı.

Çok eskiden Hülya'nın büyük büyük dedesinin insanları ölümden kurtaracak bir çözüm bulduğunu anlattı. Başta herkes bunu bir mucize sanmıştı. Fakat zaman geçtikçe dünya değişmiş, ölümsüzlük bir kurtuluş olmaktan çıkıp büyük bir soruna dönüşmüştü. İlk başlarda bu keşif, insanlığın en büyük zaferi olarak kabul edilmişti ancak zamanla işler değişmeye başlamıştı. Yeni doğan bebeklerin sayısı azalmış, yetiştirilen türlü türlü yiyecekler yetmemeye başlamıştı. İnsanların yaşadığı yerler artık çok kalabalık olmuştu.

Babaannesi sustu ve Hülya’nın gözlerinin içine baktı. Bazen iyi bir şey yaptığını düşünürsün ama sonuçları beklediğin gibi olmayabilir, dedi.


 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page