top of page

Taş Yüzüğün Hikâyesi

  • Ali Hamza Akgül
  • 31 Tem
  • 2 dakikada okunur

Yazar: Ali Hamza Akgül (14 yaşında)

Çizer: Yiğit Eğdir (10 yaşında)

Editör: Elif Bilge Turna


Bir Nisan sabahı, güneş ışınları güverteye vuruyordu. Okyanusun kokusu kamaralara kadar ulaşıyordu. Ama bu güzel günün tadını çıkarmak yerine oflaya puflaya şifonyerin üzerinde bekleyen altın bir yüzük vardı. Yüzük çok dertliydi. Her gün takılmamanın üzüntüsüyle “Hiç taşım yok, hiçbir özelliğim yok çok sıradan bir yüzüğüm, beğenilmiyorum, keşke madenden hiç çıkarılmasaydım,” diye söyleniyordu. Ama bugün güzel bir şey oldu ve kamarada yüzükle birlikte yaşayan kadın yüzüğü beklediği yerden alıp parmağına taktı. Çok mutlu oldu yüzük. Birlikte güverteye çıktılar. Kadın martıları beslemeye başladı. Yüzüğün aklına kendisi kadar parlak bir fikir geldi. Artık dayanamadığı bu sıkıcı hayattan kurtulmak için nefesini tuttu ve kadın simitleri havaya fırlatırken tüm gücüyle parmağından kayıp kendini okyanusun engin sularına bıraktı. Bilmediği bir şey vardı ki: Hayatta verilen kararlar kimyasal değişimler gibiydi, bazen geri alınması mümkün olmayabilirdi.

Yüzük, sadece birkaç metre düşerim diye düşündü. Ama pek de öyle olmadı, gün ışığı kaybolana kadar düşmeye devam etti. Düştü, düştü, düştü… En sonunda Mariana Çukuru’nun dibinde uyuyan bir fener balığının olta olarak kullandığı fenerine giriverdi. Balık fenerine takılan bu yabancıyı hemen fark etti ve ne olduğunu anlamadığı parlak halkayı pek de hoş görmedi.

Yüzük:

-          Affedersiniz Bay Fener Balığı, sizi rahatsız etmek istememiştim. Hemen buradan ayrılıyorum.

Yüzük oltadan çıkmaya çabaladı ama başaramadı. Fener balığı kibar görünmeye çalışarak:

-          Önemli değil, ancak bence biz ayrılmak için tanıdığım girdap ailesinden yardım alalım.

Yüzük teklifi kabul etti. Bu iş için güçlü bir girdap bulmaya karar verip, her gün sıcak ve soğuk hava akımlarının yer değiştirerek oluşturduğu girdap takım odalarının olduğu sualtı apartmanına gittiler. Girdaplara girip ayrılmayı denediler, ama nafile. Girdaplar onları sadece başka yerlere savurdu.

Tüp solucanlarına tutunarak durabildiler. Solucanlar olmasa kendilerini başka bir okyanusta bulabilirlerdi.

Girdaplar işe yaramamıştı. Fener balığının aklına yüzüğü kırmak geldi ama bunu O’na söyleyemezdi. “Tanıdığım çok güçlü bir mantis karidesi var, seni çeker alır ayrılırız, yeniden özgür oluruz,” dedi. Mantis karidesine kadar yüzdüler çok yoruldular. Yüzük uyuyakalmıştı. Fener balığı bunu fırsat bilerek mantis karidesine yaklaştı ve durumu anlattı. Mantis karidesi güçlü kıskacıyla yüzüğü parçalamaya çalıştı. O sırada yüzük acıyla uyandı. Zıplayınca kıskaçtan kurtuldu, buna sinirlenen zaten aşırı sinirli de olan mantis karidesi okkalı bir kıskaç yumruğuyla onları bambaşka bir yöne uçurdu. Duramıyorlardı. O hızla kendilerini ağzı kocaman açılmış bir ispermeçet balinasının içinde buldular. Boğazı dar olan balina fener balığını yutamadı ama yüzük balinanın midesine indi. Fener balığı kaçıp kendini kurtardı.

Yüzük, Balinanın midesindeki kalamarlarla kaçış pilavı yaptı. Önce pirinçler yıkanacak, yağ bir güzel eritilec… Hahahaha… Her türlü pilav yapılıyor sonuçta kaçış pilavı da olur dedim. Neyse plana dönelim. Balinanın yüzeye çıkmasını bekleyecekler, fırsatını bulunca, balinanın sırtındaki hava deliğinden kaçacaklardı. Öyle de oldu plan tıkırındaydı. Ama bir şeyi hesap edememişlerdi. Yüzük sudaki o tazyikle balinanın hava deliğinden fırladı ve kabuğu açık bir istiridyenin içine düştü. Kabuk, hemen kapandı. İçindeki inci, yüzüğü görünce yılların yalnızlığıyla sımsıkı sarılıverdi. Yüzük de bir inciyle birlikte olmaya sevindi. Nihayet gösterişsiz yüzük olmaktan kurtulup kocaman bir taşı olan yüzük olabilecekti. Birbirlerine sarılıp bulunana kadar mutlulukla beklediler.


 

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page