Babannemin Defteri
- Hüseyin Tolu
- 6 gün önce
- 2 dakikada okunur
Yazar: Hüseyin Tolu (9 yaşında)
Editör: Fatma Zehra Demirci (11 yaşında)
Çizer: Berra Kandemir (10 yaşında)

Soğuk bir kış günüydü. İkiz kardeşlerden sarı saçlı, gözlüklü ve zeki Muhallebi, siyah saçlı, burnunda yara bandı olan, tez canlı Kumpir'in yaşadığı Panpu ülkesinde duvar yapmak zorlaşmıştı. Çok fazla ülkeyle savaşıyorlardı. Kendilerini korumaları için daha çok duvar ve işçi lazımdı.
Bu yüzden Başkan Hüsamettin duyuru yaptı: ''Korunmamız için daha çok işçi gerekiyor. Çocuklar da çalışacak ancak o saçma hayal dünyalarından kendilerini alıkoyamayacaklarını bildiğim için, oyunu yasaklıyorum. Bu makineyi çalıştırınca çocuklar oyunu unutacak. 3,2,1!'' Ardından manyetik bir dalga yaydı, herkes yere savruldu. Muhallebi ve Kumpir ise, yaptıkları kardan adama çarptılar ve yuvarlandılar. Kalktıklarında ruhsuzlardı. Çocuklar hariç herkes mutluydu.
-Çok iyi oldu, biraz vatanları için çalışsınlar.
-Aynen. Hep oyun, hep oyun!
Ancak Muhallebi ve Kumpir'in çılgın babaannesi bundan memnun değildi. Çılgın olması torunlarına koyduğu isimlerden belliydi zaten. Kendi icat ettiği oyunlar hakkında bir defteri vardı. Oyunları çantasına saklamıştı, çünkü çocuklara tekrar öğretmek suçtu. Bir gün Muhallebi ve Kumpir duvara terakota dizerken bıraktıkları taş resmen havaya toz uçurdu. Babaanne öksürdü, ayağı kaydı ve yere yuvarlandı. Muhallebi ile Kumpir gülmediler. Diğer herkes de öyle. Komik şakalar unutulmuştu çünkü.
Babaannenin çantasından bir defter düştü, kapağında ‘OYUNLARIM’ yazan bir defter. Muhallebi ve Kumpir, bu saçma kelimenin ne olduğunu bilmiyorlardı. Bu yüzden, sözlüklerini açtılar ve buldular:
OYUN: İyi vakit geçirmek için yapılan her şey.
İyi vakit mi? O da neydi? Muhallebi ve Kumpir, defteri hemen alıp açtılar. Hayvan saklambacı, yerler buz, hava lav, yerden alçak... Bu saçma oyunlar kardeşleri etkilemişti. Telefonlarından bu oyunların gerçeklerine baktılar. İlk başta zorlandılar. Hatta Muhallebi, saklambaç oynarken eliyle gözünü kapatınca görünmediğini sandı.
Bu sırada diğer çocuklar, isyandaydı ve her an öfkeliydiler. Birbirlerine kötü davranıyor, eskiden şaka sayılabilecek en küçük şeye bile kavga çıkarıyorlardı. Kardeşler ise evlerinin bodrumunda babaanneleriyle gizlice oyun oynuyorlardı. Bir gün Muhallebi ve Kumpir UNO oynarken olanlar oldu.
-Ha ha ağla Kumpir, 4 kart çek.
-El değiştir.
-Elimi veremem bana lazım.
Kapı çalındı, hatta tırmalandı. Gelen başkan Hüsamettin'di, seslerini duymuştu. ''OYUN YOK!'' diye bağırdı. Kumpir, ''Yani şu an bağıra bağıra oyun demem yanlış mı? OYUNNNN!'' dedi. Hüsamettin sinirle eve girdi, bodruma inip Kumpir'i yakaladı ve evin dışına çıkardı. Kumpir’in oyun demesiyle şaşıran çocuklar bilmedikleri bu kelimeyi anlamlandırmaya çalıştılar. Çocuklardan birinin aklına sözlüğe bakmak geldi. Oyunun anlamını görünce şok oldu. İyi vakit de ne demekti? Duvar yapmak mı?,
Muhallebi ise koştu ve Hüsamettin'in kürsüsüne çıkıp bağırdı: ''OYUN İSTİYORUZ!'' Diğer çocuklar da dayanamadı ve soğuk yüzlerle Muhallebi dahil herkesi, hatta birbirlerini bile iterek kürsüye çıktılar. Bağırdılar, ''OYUN! OYUN! OYUN!'' Kürsüdeki çocuklar arasında kavga vardı çünkü oyunsuzluktan gerilmişlerdi. Hüsamettin karşılarına geçip, ''ORASI BENİM YERİM! ÇIKIN GİDİN KÖLELER!!!'' diye bağırdı. Hüsamettin bir çocuğu itti. Çocuk da bir çocuğa çarptı ve düşmeye başladılar. Karışıklıktan yararlanan Muhallebi, makinenin arkasındaki kolu çekmeye çalıştı. Kumpir de ona yardım etti ve kolu çekip düğmeye basınca etki tersine döndü. Herkes tekrar yere savruldu. Hüsamettin ise yüzüstü yere düştü. Çocuklar Hüsamettin'e gülmeye başladılar. Oyun geri dönmüştü. Çocukların gülüşleri ortama yayılarak, savaştıkları ülkelerle bile barışı sağlamıştı.
Çocuklar gül gibilerdir. Bulundukları yeri güzelleştirirler, aynı güllerin toprakta güzel olduğu gibi, onlar da oyunlarıyla güzeldir ve oyunlarından koparılamazlar.


