Bir Maatbacılık Eseri
- Bilinmiyor
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 gün önce
Yazar: Zeyneb Didar Genç
Editör: Kerem Alparslan ( 14 yaşında)
Çizer: Betül Kızıler (10 yaşında)

Merhaba, ben Mia. Almanya’da doğdum ve orada yaşıyorum. O yıllarda kitaplar çok azdı. Bilgi, herkesin ulaşamadığı bir hazine gibiydi. Ustam Gutenberg de bu duruma bir çare arıyordu.
Bir gün atölyeye gittiğimde masanın üzerinde demir harfler gördüm. Yan yana dizilmişlerdi, küçük askerler gibi duruyorlardı. Merakla ustama sordum.
— Gutenberg usta, bunlar ne işe yarıyor?
Ustamın her zaman bir cevabı olur.
— Bak Mia, bu metal parçalarla matbaacılığı geliştireceğim.
— Ne zaman başlayacaksın?
—Hemen başlayalım ama çalışıp çalışmayacağından emin değilim. Bu netleşene kadar kimseye söyleme.
—Tamam usta. Peki bu matbaacılık nasıl olacak?
—Seninle birlikte deneyelim. Olup olmayacağını birlikte göreceğiz.
Metal harfleri mürekkebe batırdı. Mürekkep, tıpkı gecenin karanlığı gibi koyuydu.
— Bana çekmeceden bir kâğıt uzatır mısın?
Bir kâğıt çıkarıp uzattım. Kâğıt bembeyazdı, sanki konuşmayı bekliyordu.
—Şimdi beni dikkatle izle, Mia.
—Bu metali kâğıda basalım.
Kâğıdın üzerinde harfler belirdi.
—Çok güzel
—Bunu makinelere yerleştirmeyi düşünüyorum.
—Bize kitap getirecekler. Biz metal kalıpları hazırlayıp harfleri dizerek makineye vereceğiz. Makine de yazıları kâğıtlara basacak. İşte planım bu.
Ağzım açık kaldı.1435 yılında böyle bir şey mümkün olabilir miydi?
—Ama böyle bir makine için çok fazla maddi destek gerekiyor.
—Yaklaşık iki bin gulden.
Bu sayı kulağıma kocaman bir dağ gibi geldi.
—Bu para gerçekten çokmuş.
—Evet ama bu, insanlığı değiştirecek bir şey. Mia, bunu kimseye anlatmayacaksın.
—Söz veriyorum,” dedim. “Hatta ben de yardım edeceğim. Maaşımı bu işe yatıralım.”
—Harika. Baban demirciydi, değil mi? Yardım edebilir mi?
—Boş zamanı varsa neden olmasın?
Bana göz kırptı.
—Bugün eve erken git, güzelce uyu. Yarın çok çalışacağız.
Eve gidince biraz dinlendim ve verdiği mektubu dikkatlice okudum. Babam geldiğinde hiçbir şey anlatmadım. Sadece ertesi gün atölyeye gelmesini istedim. Sonuçta ustama söz vermiştim. Bir söz, kilitli bir sandık gibiydi, kolayca açılamazdı.
Ertesi gün yolda babam meraklı gözlerle bana baktı. Atölyeye vardığımızda Gutenberg bizi karşıladı. Babama her şeyi anlattı ve gösterdi. Benim sırrı babama bile söylememiş olmam onu çok mutlu etti.
İki hafta içinde büyük bir ilerleme sağladık. Harcamalar iki bin guldene yaklaştı. Makinenin taslağı neredeyse tamamlandı. Bu süreçte babamın demirci olması işimizi kolaylaştırdı. Demir, onun elinde resmen şekil değiştiriyordu.
Zaman hızla geçti. Haftalar, ay gibi aktı. Makine neredeyse bitmişti ama bana biraz renksiz görünüyordu.
—Usta, boş duran boyaları kullanıp boyayabilir miyiz? diye sordum.
—Henüz çalıştığından emin değiliz. Önce kalbinin attığını görelim.
Bu bana da mantıklı geldi.
Ustam harfleri yerleştirdi. Dikkatle izledim. Demir bir dikdörtgene benziyordu, sanki kelimeler için bir evdi.
Makine çalıştı…
Ve gerçekten çalıştı!
Babam sevinçle koştu. Böylece ustamın hayali gerçek oldu. Bilgi, artık tek bir yerde durmayacaktı.
Ustam Gutenberg, 3 Şubat 1468 yılında vefat etti.
Onu buradan saygı ve rahmetle anıyorum.


