top of page

Hayaletlerin Baş Belası Olayı

Elif Aişe Saraç
8 saat önce
2 dakikada okunur

Yazar: Elif Aişe Saraç (10 yaşında)

Çizer: Elif Aksoy (11 yaşında)

Editör: Dilara Çamur

Küçük Grintown kasabasında şubat ortasıydı. Havalar haliyle çok soğuktu ve sürekli kar yağıyordu. Köydeki bir tane eski püskü, terk edilmiş, çürük lahana kokulu o ev hariç  bütün evlerde sobalar yanıyordu. Bu eski evin önündeki kocaman bahçede soğuktan yaprakları dökülmüş birkaç elma ağacı ve kırık dökük eski bir kulübe daha vardı, eskiden ahır olarak kullanılırdı. O zamanlar içinde inekler, koyunlar, keçiler yaşardı. Bu eski ahırın hemen yanında bir de kümes vardı, ama bu kümes öyle sıradan bir kümes değildi. Çok büyüktü.  Öncesinde içinde hindiler, tavuklar, horozlar, ördekler ve kazlar yaşardı ama şimdi, birkaç lağım faresi ve biraz sansar dışında, kimse yaşamıyordu. Fakat, köydeki yaşlı dede ve ninelerin anlattığına göre: O evde hayaletler vardı. Bu efsane, yıllardır herkesin dilinde dolaşır dururdu. Bu nedenle, insanlar  gerçeği öğrenmek için akın akın köye geliyordu ve evler, alışveriş merkezleri, iş yerleri, sanayi merkezleri ve siteler inşa ediyorlardı. Artık Küçük Grintown bir köy olmaktan çıkıp, yavaş yavaş şehre dönüşüyordu. Ancak hayaletler rutubetli yerleri severlerdi. Evet, hayaletler gerçekten de vardı.  Bu dönüşüm yüzünden hayaletlerim, bir toplantı yapıp bu insanlarla ne yapacaklarına, ne edeceklerine karar vermeleri gerekti. Toplantı şöyle gelişti: Aralarından bir hayalet çıkıp “onları buradan kovalım, huzurumuzu kaçırdılar” demişti, bu hayalet diğerlerine göre daha uzundu. En az yüz otuz iki yaşındaydı. Uzun yeşil bir palto giymişti. Ayaklarına birer sandalet geçirmişti ve gür saçları vardı. Saçları çok kabarık olduğu için veya saçlarının içinden ciklemeler geldiği için (sanırım içinde birkaç fare ve sansar vardı) saçlarını toplayamamıştı. Her yanına saçılmış kabarık saçları ve cırtlak sesiyle çok dikkat çekiyordu.  Aralarında en yaşlı olanı öne çıktı. Saçı sakalı birbirine karışmıştı, dört yüz elli yedi yaşındaydı ve başına eflatun rengi bir şapka takmıştı. Üstünde kırmızı bir cüppe vardı, ayaklarına toprak karası birer papuç geçirmişti. Bütün hayaletler onu çok sever sayardı. En yaşlı ve en bilge olmanın tecrübesiyle bir öneride bulundu, insanlara dertlerini anlatacaklardı. Ama diğer hayaletlerin aklına şu soru düştü: “İnsanlar onları anlar mıydı?” Yine de denemeye değerdi. Böylece gidip köydün muhtarı ile, hayaletlerin ileri gelenlerinden birinin konuşmasına karar verildi. İleri gelen hayalet, muhtarı ziyarete gitti. Muhtar ilk başta hayaletlerle ilgili gerçeği öğrendiği için şaşırsa da, dertlerini anladı ve bir çözüm yolu bulundu. Hayaletler için şehrin dışında, ormanın kıyısında karanlık bir yerde bir ev yapılacaktı. Grintown’a hayaletleri görmek için gelen insanlar ise, onları ziyarete gidecekleri zaman posta yoluyla haber göndereceklerdi. Bunun dışında hayaletler istedikleri zaman, çalışmak veya bir şeyler almak için, şehre gidebilirdi. Bu sayede hem insanların, hem de hayaletlerin mutlu olması amaçlanmıştı. Ancak yine de bir sorun vardı. hayaletler rutubetli kasvetli ve biraz da pis kokan yerleri daha çok severken, insanların evleri büyük, görkemli ve neşeli görünürdü. Bu sebeple insanlar hayaletlerin evini bir aydan daha kısa sürede tamamladıklarında ortaya çıkan ev, hayaletler için pek uygun değildi. Fakat hayaletlerden biri, insanların evi yaparken kullandığı kepçeyi görmüştü. Aklına bir fikir geldi. Kepçeyi kullanarak evi yıkık dökük hale getirebilirlerdi! Öyle de yaptılar. Evi yeniden yıkık dökük (ve biraz değil de çok pis kokan) hale getirdiler. Tüm bu çabaların sonucunda, herkes uyum içinde, mutlu mesut yaşadılar.



 

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page