top of page

İnsanların Büyük Hatası

Elif Aişe Saraç
8 saat önce
2 dakikada okunur

Yazar: Elif Aişe Saraç (10 yaşında)

Çizer: Rabia Betül Koçyiğit (12 yaşında)

Editör: Ayşe Zümra Bağcı (11 yaşında)

Bir zamanlar kimsenin bilmediği yıkık dökük bir köy varmış. Bu köyün çevresi dağlarla çevriliymiş ve uçak veya helikopter olmadan çok zor aşılırmış. O zaman dünyanın her bir tarafında savaş varmış. İnsanların bazıları artık bu savaştan bıkmış. Bu yüzden otuz kırk kadar insan toplanmış ve bir konuşma yapmışlar. Aralarından yaşlı bir dede öne çıkıp demiş ki “Savaştan kurtulmak için  biz bir uçakla yolculuğa çıkalım. Hiç kimsenin olmadığı bir yer bulup orada yaşayalım ki savaştan uzak kalalım. Yanımıza da birkaç hayvan alalım, böylece bize et ve yumurta sağlasınlar. Zaten ilkbahar mevsimindeyiz ,yaz mevsimine kadar aradığımız gibi bir yeri inşallah buluruz , kış gelmeden evleri ve ahırları da yaparız. Böylece mutlu mesut yaşarız” demiş. Bu fikri kabul etmişler.

Yolculukları planladıkları gibi başlamış. İlk önce aralarındaki pilot arkadaşları havalimanından bir uçak almış fakat bir sorun varmış. Sorun şuymuş: Uçakta yirmi tane koltuk varmış ancak kırk insan ve otuz tane de kedi, köpek, kümes hayvanı ve büyükbaş cinsinden hayvan binmek için bekliyormuş. Her koltuğa iki kişi oturmuş, evcil hayvanları uçağa binen insanların kucağına vermişler, diğer hayvanları da gayet geniş olan bagaja koymuşlar. Böylece sorun çözülmüş. Ayrıca bütün malzemeler tek seferde taşınmış çünkü çok az malzeme varmış, anca sekiz dokuz bavul .

Uzun bir yolculuktan sonra dağların arasındaki terk edilmiş köyü bulmuşlar. Bu köyde tam kırk iki tane ev varmış. “İkisine hayvanları koyar, diğerlerinde de biz yaşarız” demişler.

Buradaki hayata alışmışlar. Herkes meslek edinmiş. Köy canlanmış, tertemiz yapılmış. Köyün dışındaki tarlalar ekilmiş, ekinler mis gibi kokuyormuş artık. Çocuklar ekinlerin arasında koşuyor, ellerine dikenler batıyormuş. Canları çok acıyormuş ancak onlar buna aldırmıyorlarmış. Hayvanların konulacağı iki tane ahır yapılmış, ahırlardan birine büyük baş ve küçükbaş hayvanlar, diğerine kümes hayvanları konulmuş. Herkes mutluymuş ancak bir sorun varmış: Köyün çevresindeki dağlar çok yüksekmiş ve arkadan herhangi bir insan küçük bir taş bile atsa üst taraftaki kayalar yuvarlanıp köydekilerin üstüne yağarmış. Bu yüzden bir bilim adamı bütün köye seslenmiş ve demiş ki “Artık hiç uyumayalım. Onun yerine üst taraftaki kayaları sağlamlaştırmak için çalışalım,” demiş. Yoksa bu taşlar üstümüze düşecek, burası harabeye dönecek ,biz de harabeye döneceğiz.” Onu dinleyen insanların arasından biri çıkmış ve demiş ki: “Biz bunu düşünürüz de, nasıl uyumayacağız ?Ya uykumuz gelirse ne yapacağız? Uyumak doğamızda var.” Bilim insanı cevap vermiş: “Uykunuz geldiği zaman benim size hazırladığım haplardan içeceksiniz, böylece uyumazsınız ”demiş. İnsanlar da düşünüp bunun akıllıca olduğuna karar vermişler ve bilim insanının teklifini kabul etmişler.

Artık hiç kimse uyumuyor, gece gündüz durmadan çalışıyormuş ancak işler bir türlü bitmiyormuş. Köy karınca yuvası gibi çalışıyormuş. İnsanlar ev ve ahır işlerini yapıyor, hayvanlara bakıyor, çocuklarla ilgileniyor ve kayaları onarıyormuş. Bu işleri yaparken kimse dinlenmiyormuş ama artık insanlar bu şekilde işlerini yaparken uyuyakaldıklarını veya işlerini yanlış yaptıklarını fark etmişler ve birkaç gün sonra bütün köy mışıl mışıl uyumaya başlamış. İnsanlar bu şekilde tam yedi gün aralıksız uyumuş. Uyandıklarında çok zayıflamışlardı. Bunun yanında sadece kendilerinin değil hayvanların ve çocukların da zayıflamış olduklarını fark etmişler, ahır da temizlenmediği için çok pis kokuyormuş. Tarladaki ekinler de sulanmadıkları için solmuşlar. Tahtadan evler tahtakuruları tarafından delik deşik edilmiş. Bunları onarmak çok uzun sürecekmiş (en fazla iki üç ay). İnsanlar bunu onarmaya başlamışlar. Bu iş uzun sürmüş. İnsanlar hatalarını anlamışlar. Yine iş yapıyorlarmış ama dinlenmeyi ihmal etmiyorlarmış. Böylece mutlu mesut yaşayıp gitmişler.



 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page