top of page

İyilik

Sabiha Ceren Karaçor
1 gün önce
3 dakikada okunur

Yazar: Sabiha Ceren Karaçor (12 yaşında)        

Çizer: Gökçe Demirci (10 yaşında)

Editör: Nahide Rana Can (13 yaşında)                    

Bir varmış, bir yokmuş

Oyun oynayan çokmuş

İyilik ve yardımlaşma

Birer yarışa tutulmuş

Köyün birinde Hüseyin adında bir çocuk yaşarmış. Her sabah erkenden kalkar, kahvaltısını bitirir bitirmez hazırlanır ve koyunları ağıldan çıkarıp otlatma alanına götürüp otlatır, güneş batmadan önce geri getirirmiş. Hayvanlar konusunda çok şey bilirmiş.

Bir sonbahar günü yine koyunları alıp otlatma alanına götürmüş. Bu defa arkadaşları Fatma ve Ceren de onunla geliyormuş. Fatma çok hızlı koşabiliyormuş. Köyü, köy civarını ve ormanı, avcunun içi gibi bilirmiş. Ceren ise aslında şehirde yaşıyormuş ama hafta sonları ve tatillerde köye gelirmiş. Çok zekiymiş. Bu üç arkadaş koyunları otlatma alanına getirdikten sonra biraz dinlenmek istemişler. Koyunlar otlarken, kenardaki taşlara oturup soluklanmışlar.

Bir süre sonra canları çok sıkılmış. Oyun oynamak istemişler. Fatma öne atılarak yakınlarda eski bir değirmen olduğunu, orda oynayabileceklerini söylemiş. Ceren, önce biraz tereddüt etse de, o da Hüseyin’le birlikte kabul etmiş. Hüseyin, koyun sürüsünü güvenilir birine emanet edip, arkadaşlarıyla değirmenin yanına gelmiş. Değirmen dik bir yokuşun üstündeymiş. Değirmenin yanından bakıldığında harika bir dağ manzarası ve koyun sürüsü görünüyormuş. Değirmenin eski olduğu her halinden belliymiş. Rengi soluk, duvarları çatlaklarla doluymuş. Kapısının kenarında pas izleri varmış. Korkunç görünüyormuş. Ceren biraz korkmuş:

- Ya bu değirmen biz içindeyken yıkılırsa? Demiş endişeyle. Fatma gülmüş:

- Bu eski değirmen 40 yıldır bu kadar eski, 40 yıldır yıkılmadı. Şimdi, biz içindeyken mi yıkılacağı tutacak? demiş.

Ceren biraz olsun rahatlamış. Arkadaşlarına güveniyormuş. Hüseyin kapıyı itmiş ama açılmamış. Çünkü menteşeleri paslıymış. Üçü birlikte, kapıyı aynı anda var güçleriyle itmişler. Kapı zar zor olsa da gıcırdayarak açılmış. Ama kapı açılır açılmaz içeride gördükleri şey onları şok etmiş. Böyle bir şeyle karşılaşacakları Fatma’nın bile aklına gelmemiş.

İçeride, ayağı eski tahta zemindeki çatlaklardan birine sıkışmış bir hayvan duruyormuş. Bizim üçlüyü görünce o da çakılı kalmış gibi hiç hareket etmeden, ürkek gözlerle bu üç yabancıya bakmaya başlamış.

Bir süre sonra Hüseyin kendine gelince arkadaşlarına bir açıklama yapma gereği duymuş. Bu hayvanın bir tilki olduğunu ve tilkilerin ormanda yaşadığını söylemiş. “Buraya yiyecek aramak için gelmiş olabilir” diye düşünmüş. Tilkiyi sıkıştığı yerden kurtarmaya karar vermişler. Birden Ceren’in aklına bir fikir gelmiş. Böyle iyi fikirleri hep o bulurmuş. Hemen etraftaki dalları toplayıp bir düzenek yapmış. Ceren gerçekten çok zekiymiş. En sonunda tilkiyi sıkıştığı yerden kurtarmışlar. Tam sevinecekleri sırada Hüseyin, tilkinin yaralandığını fark etmiş. Ceren hemen köydeki veterinere götürmeleri gerektiğini söylemiş. Yalnız, köylülere görünmemeleri gerekiyormuş. Tilkiler tavukları ve kümes hayvanlarını yediği için neredeyse bütün köy tilkilere düşmanmış.

Fatma, köyün içinden geçmeden, veterinere ulaşan bir kestirme bildiğini söylemiş. Tilkiyi yanlarına alıp, Fatma önde Ceren ve Hüseyin arkada ilerlemeye başlamışlar. Kestirmenin sonunda köyün veteriner kliniği varmış. Köylüler bu binaya sık sık girdiği için tilkiyi görebilecekleri akıllarına gelmiş. Bir plan yapmışlar. Ceren ve Hüseyin kapıda nöbet tutarlarken, Fatma içeri girmiş.

Bir süre sonra Fatma dışarı çıkınca Ceren ve Hüseyin neler olduğunu sormuşlar çünkü tilki yanında değilmiş. Fatma eliyle “sessiz olun” işareti yapmış çünkü köylüler o sırada oradan geçiyormuş. Kısık sesle değirmenin yanında her şeyi anlatacağını söylemiş. Kestirmeden tekrar geçmişler. Hüseyin ve Ceren az kalsın meraktan çatlayacaklarmış.

Eski değirmene gelince, Fatma olanları bir bir anlatmış. Tilkinin durumu iyiymiş, sadece ayağını incitmiş. Veterinerler, tilkiyi iyileşene kadar yanlarında tutmaya karar vermişler. Ceren ve Hüseyin bu habere çok sevinmiş.

Aradan yaklaşık bir ay geçmiş. Bu süre içerisinde Fatma yürüyüşler yapmış, Hüseyin koyunları otlatmış, Ceren birkaç defa şehre gidip gelmiş. Birlikte oyunlar oynamışlar, resim çizmişler, ödev yapmışlar. Eski değirmende ve köyde maceradan maceraya koşmuşlar. Bu sürede ağaçlar yapraklarını iyice dökmüş. Narlar olgunlaşmış. Sobalar yakılmış. Yağmurlar sıklaşmış. Derken beklenen gün gelmiş.

Hüseyin, Fatma ve Ceren; iyileşen tilkiyi veteriner binasından alıp ormana doğal yaşam alanına bırakmışlar. Tilki uzun süre ona yardım eden bu yabancılara teşekkür eder gibi bakmış ve sonra evinin yolunu tutmuş. Tilki uzaklaşırken Hüseyin, Fatma ve Ceren; iyilik yaptıktan sonra insanı sarıp sarmalayan mutluluğun keyfini çıkarıyorlarmış.


 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page