Kitap Düşmanının Özel Gücü
Yazar: Duru Demirkan (11 yaşında)
Çizer: Esma Kaya (11 yaşında)
Editör: Ahmed Eren Öztürk (12 yaşında)

Alev Efsunkar, 11 yaşına bir gün sonra girecek olan maceracı, kızıl kumral renkli saçları ve kahverengi gözleri olan uzun boylu bir kızdı. Annesi Umay Efsunkar ve babası Batu Efsunkar ile beraber yaşıyordu. Onun ailesinde herkes biraz tuhaftı. 11 yaşına girecekleri gün, ailede herkesin kendine özgü bir yeteneği ortaya çıkardı. Annesinin bütün dilleri konuşabildiği söylenirdi, babası ise o kadar güçlüydü ki bazen tek başına ağır bir ağacı bile yerinden oynatabilirdi.
Alev kendi yeteneğinin ne olacağını gerçekten çok merak ediyordu. Annesi zaman geçirebilmesi için kitap okumasını tavsiye etmişti ama Alev, annesi gibi günde 2-3 kitap, üstelik farklı dillerde, bitirmezdi. Aslında o kitap okumayı hiç mi hiç sevmezdi. Biraz sonra annesi ve babası yanına geldi ve doğum günü hediyelerini şu an vermeye karar verdiklerini söylediler. Alev gerçekten çok heyecanlanmıştı. Annesi gözlerini kapatmasını söyledi. Gözleri kapalı olmasına rağmen bahçeye indiklerini mis gibi çiçek kokusu sayesinde anladı. Gözlerini açtığında karşısında beyaz, kızıl yeleli bir at gördü. At gerçekten onun muydu? Alev gözlerine inanamadı. Çok mutlu olmuştu.
Alev annesine ve babasına hemen teşekkür etti ve ata bindi. At, bahçenin etrafında hızla koşmaya başladı. Hava çok güzeldi, ne sıcak ne soğuk. Bu yüzden Alev ilkbaharı çok severdi. Alev akşama kadar atına bindi. Ona Kızıl ismini verdi. Yarın büyük gündü. Erkenden uyudu çünkü okuldan sonra saat 6’ da ailesinin söylediği yeteneği belli olacaktı.
Sabah annesi gelip onu uyandırdı ve anlatmaya başladı; “Alev, ben kendi yeteneğimi fark ettiğimde bir anda farklı dillerde konuşmaya başladım ve bunu durduramadım. Eğer sen de kendinde farklı bir şey fark edersen korkma. Bazen insan kendisini tanıması için biraz zamana ihtiyaç duyar. Gözlerini kapat, sakinleş ve içinden ismini söyle.”
Alev okula gitmek için hazırlandı. Babası ona en sevdiği yemeği yapmıştı, yani pan kek. Azıcık şekerli olmuştu ama olsun, bugün hiç bir şey onun keyfini bozamazdı. Babası onu okula bıraktı. Tam o sırada Alev’in en yakın arkadaşı Begüm geldi ve Alev ona Kızıl’ı anlattı. Birlikte Alev’in hangi konuda yetenekli olabileceğini tahmin etmeye başladılar.
Okuldan sonra Alev saat 6’ ya kadar beklemekte çok zorlandı. Annesi ona zorla kitap okuttuğu için zaman yavaş akıyordu. Sonunda saat geldi. Alev kitabın sayfalarına bakarken bir an etrafındaki odanın değiştiğini sandı. Birkaç saniye sonra kendisini annesinin zorla okuttuğu kitaptaki bir yerde gördüğünü düşündü. Alev gözlerini kapattı ve annesinin söylediklerini hatırladı. İçinden ismini söyledi. Gözlerini açtığında yine odasındaydı.
Çok sinirlenmişti. O kadar güzel şeyler varken kendisinin bütün gün kitap okumak zorunda kalmasına anlam veremiyordu. Kitapların içine girdiğini düşünmek ona göre hiç güzel bir yetenek değildi. Kapıyı kilitleyip bir çözüm yolu ararken bir yandan da söyleniyordu. Sonunda Kızıl ile uzak bir şehirde yaşayan anneannesi Bilge’nin evine gitmeye karar verdi. Anneannesi her şeyi bilirdi.
Yola çıktı. Yorucu bir yolculuktan sonra Vardığında Kızıl da o da çok yorulmuştu. Anneannesi onu görünce çok sevindi. Alev hemen başından geçenleri anlattı. Anneannesi eski bir defter getirdi ve Alev’in söylediklerini deftere yazdı. En sonunda yan sayfada daha önce orada olmayan bir cümle belirdi: “Bin kitabın dünyasını görmeden ne olduğunu anlayamazsın.”
Alev şaşkınlıkla deftere baktı. Anneannesi ise hiç şaşırmamıştı. Defteri ona verdi ve süreç boyunca defterin ona yardım edeceğini söyledi.
Alev eve geri döndü. Olanları birine anlatmaya ihtiyacı vardı. O da Begüm’ü aradı ve yaşadıklarını anlattı. Sonraki günlerde annesinin de yardımıyla tam bin kitap okudu. Bu durum onun okul başarısını da artırmıştı. Buna kendisi bile şaşırdı. Kitapları bitirmek çok zor olmuştu ama artık sayfaları eskisi kadar sıkıcı bulmuyordu.
Artık tek tek bin kitaptaki dünyaları görmesi kalmıştı. Her kitapta farklı karakterler hayal etti. Bazılarıyla konuştuğunu, bazılarını sevdiğini, bazılarını ise hiç sevmediğini düşündü. Bazen kitabı kapattığında odasında bir karakterin sesini duyduğunu kendi kendine iddia ederdi. Fakat bunun gerçekten olup olmadığını hiçbir zaman anlayamadı.
Bininci kitabı da okudu. Kitabı kapattığında defterin sayfasında bir buton belirdi. Alev tam basacakken durdu. Görevi sırasında kitapların aslında ne kadar güzel olabileceğini fark etmişti. Eskiden kitaplardan nefret ederken artık her kitabın içinde başka bir dünya olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle butona basmadı.
Artık kendi gücüyle mutluydu.


