top of page

Konuşan Ağaçlar

Zeynep Nisa Akçay
1 gün önce
2 dakikada okunur

Yazar: Zeynep Nisa Akçay

Çizer: Ahmed Eren Öztürk (11 yaşında)

Editör: Hatice Kübra Ayçiçek (13 yaşında)


 

O gün Mely, rüzgârın şiddetli uğultusuyla uyandı. Daha güneş doğmamıştı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı ve bulutlar, içlerindeki yağmuru bırakmak için sanki sabırsızlanıyordu.

Her ne kadar kendine, "Sen artık büyüdün Mely, korkma." dese de gök gürleyince yerinden sıçrıyor, şimşek çakınca gözlerini sıkıca kapatıyordu.

Camdan dışarı baktığında karşısındaki karanlık orman, rüzgârın etkisiyle sallanan ağaçlarıyla ona el sallıyor gibiydi. Mely'nin içine onları izlerken sıcacık, ama biraz da hüzünlü bir düşünce düştü. "Acaba onlar da üşüyor ve korkuyor mudur?" diye mırıldandı kendi kendine.

Hemen çalışma masasına geçti. Masa lambasını yaktı, rafındaki kutudan kalpli pembe not kâğıtlarını çıkardı. Her birine özenle, "Korkmayın, ben buradayım." yazdı.

Notlarını küçük çiçekler ve parlak yıldızlarla süsledi. Sonra, merdiven altındaki depoya koştu. Orası başkaları için sıradan bir depo olabilirdi ama Mely için adeta renkli bir hazine odasıydı. İçeride annesinin eski terlikleri, anneannesinin gözlüğü, çok eski kitaplar ve rengârenk örgü ipleri vardı. En alt rafta ise yıllardır kullanılmayı bekleyen kumaş parçaları duruyordu.

Mely hepsini büyük çantasına doldurdu. Mavi montunu, pembe atkısını ve çok sevdiği beyaz botlarını giydi. Kimseyi uyandırmadan sessizce evden çıktı.

Ormana vardığında fenerini yaktı. Her ağacın gövdesine kumaşlardan küçük atkılar bağladı ve üzerine hazırladığı notlardan birini iliştirdi. "Korkmayın, ben buradayım."

Son notunu da yapıştırdığı anda gökyüzü büyük bir gürültüyle homurdandı. Mely korkuyla irkildi ve koşarak evine döndü. Sıcacık yatağına girince gözleri hemen kapandı.

Ertesi sabah annesiyle anneannesinin konuşmalarıyla uyandı.

-          Dur anne, depoda artan kumaşlar vardı. Onlardan yaparsın.

 

Mely'nin uykusu bir anda açıldı. "Eyvah!" diye düşündü. "Ya kumaşları ararlarsa?"

Koşarak pencereye gitti.

Karanlık görünen orman artık rengârenkti. Sanki bir hayalperest eline aldığı renkli bi fırçayla ormanı boyamış gibiydi. Öyleydi de. Mely, ormanı uyandırmıştı. Ağaçların gövdelerinde bağlı kumaşlar rüzgârla dans ediyor, notlar yaprakların eşliğinde hafif hafif sallanıyordu.

Tam o sırada incecik bir fısıltı duydu.

"Teşekkür ederiz..."

Mely şaşkınlıkla etrafına baktı. Ses yine geldi. "Artık kendimizi yalnız hissetmiyoruz."

 

Sanki bütün ağaçlar aynı anda konuşuyordu. Yapraklar alkışlar gibi hışırdıyor, dallar mutlulukla sallanıyordu. Ortama pozitif bir serinlik yayıldı.

Mely gülümsedi. Belki gerçekten konuşmuşlardı, belki de bu sadece rüzgârın oyunuydu. Ama o gün anladı ki bazen küçücük bir iyilik bile bir ormanı rengârenk yapmaya yeterdi.

O günden sonra Mely, doğayı korumak için elinden gelen her şeyi yaptı. Ve ne zaman korksa kendini renkli ormana bakarken buldu. Artık sevginin sadece insanları değil, ağaçları bile mutlu edebileceğine inanıyordu.

 



 

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page