top of page

Müzedeki Dostlar

Ayşe Hümeyra Tüfekçi
22 Eyl
2 dakikada okunur

Yazar: Ayşe Hümeyra Tüfekçi (13 yaşında)

Editör: Elif Mina Direk (11 yaşında)

Bora ve Lara iki kardeşler. Aydınlık bir ilkbahar gününde yine aileleri ile sanat müzesine gelmişlerdi. Anne ve babaları heykel galerisine doğru yönelirken Lara çoktan abisinin kolunu çekiştirmeye başlamıştı bile.

“Hadi abi hadi, çabuk ol biraz!” diyordu ufaklık. “Bizi bekliyorlar.” 

Abisi Bora da heyecanlıydı tabii ki. Hatta arabada öyle sıkılmıştı ki elindeki dev balon paketinin içindeki renkleri tekrar tekrar sayıp bir oyun uydurmuştu kendince. O paketi biraz daha tutarsa bir “Balon Krallığı” bile kurabilirdi. Fakat Lara’nın büyük bir hevesle “Hadi birazını ver de yürürken şişirelim bari!” demesiyle Bora da bu hayallerden sıyrılıp müzeye geri döndü.

Bu müze gerçekten çok büyüktü. İki kardeş yolda yürürken on altı balon şişirmişti. Onlar on yedinci balonu paketten çıkarmaya çalışırken en sonunda hedef noktalarına yani “Ünlü Sanatçılardan Ünlü Tablolar” isimli sergiye varmışlardı. Etraf karanlıktı. (Neyse ki Lara artık karanlıktan korkmuyordu.) Eserlerin üstü kocaman bir kadife perde ile kaplıydı. Ortada geniş bir masa, masanın üstünde de bir pasta kutusu vardı. Tavanlardaki hoparlörlerden kısık bir sesle “Vivaldi’nin İlkbahar Senfonisi” çalıyordu.  Arada bir gelen esintiyle müzenin klasik limonlu yüzey temizleyicisinin kokusu birbirine karışıyordu bu sakin karanlıkta. Çocuklar ne yapmaları gerektiğini zaten biliyorlardı. Hemen harekete geçtiler. Bora çikolatalı pastanın kutusunu sessizce açıp mumları yakarken, Lara sabırsızlıkla balonlar ile etrafı süslüyordu. Derken ikisinin de işi bitti. Vakit gelmişti. Lara hemen anahtardan ışığı açmaya hazırlanırken Bora da tabloların önündeki perdeyi kaldıran ipi kavradı.

3,2,1!   

Işıklar yandı, perde açıldı. Arkasından ise birbirinden kıymetli tablolar çıktı. Ardından tabloların biri hariç hepsi büyüleyici mavi bir ışıkla doldu. Tablolardaki karakterler canlandı. Bir bir çıktılar o süslü, altın çerçeveli evlerinden. Çocuklarla yeniden selamlaştıktan sonra hep bir ağızdan söylediler:

İYİ Kİ DOĞDUN MOLİİ!

Sonra o son tablodan da ışık çıktı ve o da aralarına katıldı. O Moli’ydi ve bugün onun doğum günüydü! Herkese tek tek sarıldı, teşekkür etti. (Bu biraz uzun sürdü tabii çünkü müzede çok fazla tablo vardı.)  Ardından hep birlikte o enfes çikolatalı pastadan yediler. Moli, Mona Lisa tablosundandı. Müzedeki herkes onun arkadaşıydı. En yakın dostları ise Gogo (Van Gogh’un otoportresinden), Frika (Frida Kahlo’nun Sinek Kuşu otoportresinden), Lara ve Bora’ydı. Çocuklar Tablolarda yaşayan arkadaşlarını sık sık ziyaret ederlerdi. Bazen de tablolar onların evine gelirlerdi. Frika ve çocukların annesi Sena Hanım, birlikte kahve içmeye bayılırlardı. Bir keresinde Lara onlara neden normal evler tutmadıklarını sormuştu. Frika ise ona “Burada uyumaya para vermiyoruz, müze bize veriyor biz de dışarıda yemek yiyip tüm gün geziyoruz, müze günlerinde de burada oturarak mesai yapıyoruz.” demişti. Gogo da “Hem çok ünlüyüz.” deyince Bora az kalsın bir tablonun içine zıplıyordu. 

Birlikte hep çok eğlendiler. Sonsuza dek.  Sanat böyledir, sonsuza kadar en yakın arkadaş...



 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page