top of page

Perdenin Ardındaki Işık

Yağmur Lina Soylu
9 saat önce
2 dakikada okunur

Yazar: Yağmur Lina Soylu (9 yaşında)

Çizer: Berra Kandemir (11 yaşında) Editör: Ayşe Zümra Bağcı (11 yaşında)

 

Saat 06.00 olmuştu ama güneş hâlâ doğmamıştı. Ya da doğmuştu ama biz göremiyorduk. "Evet, biz göremiyorduk" dedim. "Nasıl yani?" diyebilirsiniz, durun durun, en iyisi en baştan anlatayım.

Her şey üç ay önce oldu. Bir grup iklim mühendisi dedi ki: "Bakın, güneşin zararlı ışınları var; cilt hastalığına yol açabilir ve kanser olabilirsiniz." Biz de "İyi de bunlardan nasıl kurtulabiliriz?" dedik. İklim mühendisleri, "Perdeleme yapalım," dediler. Biz ise "perdeleme" kelimesini daha yeni duyduğumuzu söyledik. Onlar, "Perdeleme, evdeki perdeyle aynı işlevi görüyor ama kumaş perdeye değil, güneş paneline benziyor. Devasa, dikdörtgen kanat gibi duran cisimleri var," dediler. Oradakiler hep bir ağızdan, "O zaman yapalım," dediler. Ben bu fikrin iyi bir sonucu olacağını düşünmüyordum. Dedem de benimle aynı fikirdeydi ama insanların baskısıyla mecburen kabul ettik. Ne olduysa ondan sonra oldu.

    Güneşi göremez olduk; keşke sadece bu olsaydı... Sebze, meyve yetişmiyordu çünkü güneş yoktu. İnsanların biyolojik saatleri bozuluyor, her zaman uyumak istiyorlardı. Çok yakında sersemleşme ve halsizlik de başladı. Yaz mevsiminde olmamıza rağmen hiç karpuz yiyemedik; karpuzun o tatlı tadını, şeker gibi kokusunu çok özledim.

    Şu günlerde annem işine gidemiyordu, her gün geç kalıyordu. Bu durum herkeste vardı ve işverenler çok kızıyordu. İnsanlar artık halsizlikleri yüzünden hastanelere başvuruyorlardı. Her doktor aynı şeyi söylüyordu: "D vitamini eksik." "D vitamini ne alaka?" demeyin. D vitaminini güneşten alıyoruz, o yüzden çok önemli. D vitamini olmasa kalsiyum emilimi bozulur, bu da kemik yumuşamasına yol açar. Kemik erimesinde genelde uyuma isteği olur, bu da halsizliğe yol açar.

Artık hemşireler ve doktorlar da bu durumlardan şikâyetçi olmaya başladılar. İnsanlar arasındaki kaos giderek çoğalıyordu. Valimiz bize, "Yarın toplantı yapacağız," dedi. Biz ise "Tamam," dedik. Ama dedem yüksek ve homurtulu bir sesle, "Toplantıya gelelim ama sorunun kaynağını siz de biliyorsunuz!" diye çıkıştı. Ben dedeme hafifçe dokunarak kısık bir sesle, "Valiye karşı gelmesen?" dedim. Dedem, kulaklarımı çınlatacak şekilde ve komşuların hepsinin duyacağı bir sesle, "Bunlar perdeleme midir nedir bilmem ama her şey onun yüzünden oldu!" diye bağırdı. Ben yine dedemi uyarsam da beni dinlemedi. En son annem gelip, "Baba, senin hapının saati geldi," deyip onu götürdü.

Akşam oldu, herkes uyumuştu ama ben uyumamıştım; yarınki toplantıyı düşünüyordum. "Neyse," dedim, "zaten beni götürmezler," diyerek uyuyabildim. Sabah olunca annem çoktan gitmişti, dedem ise hâlâ uyuyordu. Ben daha yataktan kalkmadan annem eve geri geldi.

Ben anneme, "Eee, perdeleme iptal olacak mı?" diye sordum. Annem, "Evet ama bu devasa perdeler ta uzayda, o yüzden kaldırılması zaman alacak," dedi. Güneşin sımsıcak hissini şimdiden tenimde hissetmeye başlamıştım.

GÜNEŞLİ GÜNLER ÇOK YAKINDA!



 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page