Saatler Diyarı
- Ömer Karataş
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
Yazar: Ömer Karataş (11 yaşında)
Editör: Hatice Kübra Ayçiçek (12 yaşında)
Çizer: Sena Reyyan Eser (10 yaşında)

Bundan uzun zaman önce Saatler Diyarı adlı bir şehir kuruldu. Ama şehir diğerleri gibi olmadığını her haliyle belli ediyordu. Şehir kara deliğin tam yanındaydı ve eğer şehrin içindeki saat durursa Dünya da duruyordu. Peki nasıl oluyordu da yanı başında duran kara delik ile yaşıyor? Bu saat de ne? İşte tüm hikâye de burada. Haydi başlayalım.
Saatler Diyarının sahibi olan yaşlı mı yaşlı bir adam vardı. Ona şehirde hep uzun sakal veya ak sakal denirdi. Bunun iki nedeni vardı: Birincisi yaşlı adamın bir ismi yoktu ve hiç kimse de ismini bilmiyordu. Bir isim vermeye çalıştılar ancak kabul etmedi. İkinci nedeni ise yaşlı adamın sakalı hem uzun hem de beyazdı. Bu yüzden bu lakaplar verildi. Yaşlı adamın sakalları o kadar uzundu ki geçtiği yerler hep süpürülmüş bir şekilde görünürdü. Hatta bu yüzden temizlikçiler bu kadar iyi temizleme sayesinde zam bile aldılar. Yani anlattığımız adam çooook uzun sakallı, oldukça zeki fakat oldukça yaşlı, sevecen mi sevecen, tontiş, uykucu ve yazmayı seven birisidir.
Yine güzel günlerden bir gün, saat bir anda durdu. Hemen yaşlı adam saat ile konuşmaya gitmek için, saat kulesindeki yüzlerce merdiveni bir yandan uzun sakalına basarak, bir yandan da “Ne derdin vardı ?” diye söylene söylene çıktı. Kuleye vardığında saati ağlarken gördü. Saatin durması felaket gibi bir şeydi çünkü saat durursa Dünya da duruyordu. Bu yüzden elini hızlı tutup saati kendisinin geri çalışmasına ikna etmesi gerekiyordu. Saati düzeltmek için bale yaptı, ders anlattı, tiyatrolar düzenledi, şeflere yemek bile yaptırdı ancak hiçbiri onun neşesini ve geri çalışmasını sağlayamadı.
Yaşlı adam son çare olarak saatin içindeki akrebi aldı. Akrebi eline aldığında ise akrebin yelkovan ile küstüğünü; bu yüzden saati durdurduğunu öğrendi. Yaşlı adam akrebe “Söyleyin bakalım, neymiş aranızdaki sorun ?” dedi. Akrep de yelkovanın ona “Bunca vakit dönüyoruz, halen daha boyun uzamadı.” diye dalga geçtiğini, akrebin de “Bensiz sen bi hiçsin.” diyerek saati durdurduğunu tek tek anlattı. Yaşlı adam akrepsiz kalan yelkovana dönerek “Mesai arkadaşının boyuna değil yaptığı işe bakacaksın.” diye uyardı. Yelkovan yaşlı adamın dediği ile yaptığından utandı ve hemen akrepden özür diledi. Neyse ki saat tekrar çalışmaya başladı.
Aradan sadece üç gün geçmişti ki... Bu sefer de kara delik fokurdamaya başladı. Bu fokurdama kara deliğin yediği meteorlardan, gezegenlerden ve Satürn halkasının çıkardığı gazdan ötürüydü. Bu yüzden kara delik her seferinde fokurduyordu. Hemen yaşlı adam kara deliğin yediklerini çıkarmak için bir icat yaptı. İcat bir haftaya yakın sürdü. Bu icat bütün güçleri içinde barındıran minicik bir mide hapıydı. Bu hapın adı ise Ultra Maksimus 3000 ‘di. Yaşlı adam Ultra Maksimus 3000’i alarak şehrin en yüksek yeri olan saat kulesine çıktı ve kara deliğin içine attı. Kara deliği bir daha çok yemek yeme diye uyardıktan sonra Satürn’ün halkasını eli ile fırlatarak geri gönderdi. Tüm olaylar çözüldü ve artık yaşlı adam rahatça uyuyabilirdi, İyi uykular sevgili yaşlı adam.


