Amasya Macerası
- Feyza Yılmaz
- 3 Mar
- 2 dakikada okunur
Yazar: Feyza Yılmaz (13 yaşında)
Çizer: Betül Kızıler (11 yaşında)
Editör: Lina Birinci (10 yaşında)

Araba kokusundan ve kırmızı arabaları saymaktan bıktım. Saatlerdir yoldayız. Anneme ne kadar yolumuzun kaldığını soruyorum. Annem "Yarım saat sonra varırız." diyor. Bense yarım saat bile dayanabileceğimi sanmıyorum. Hemen otele gitmek ve rahat bir yatağa yatmak istiyorum. Yoruldum sanırım. Yavaş yavaş gözlerimi kapatıyorum. Uykuya dalıyorum.
Arabanın durduğunu hissediyorum. Sanırım babam arabayı park ediyor. Gözlerimi açıyorum. Hâlâ arabanın içindeyim. Kemerimi çözüp, arabadan iniyorum. Babam bagajdan bavulları alırken annem ona yardım ediyor. Ben kalacağımız oteli seyretmekle meşgulüm. Küçük, şirin ve ahşaptan yapılmış bir otel. Annem bana kendi bavulumu getiriyor. Bavulumun sürüklenirken çıkardığı tıkır tıkır sesleri ne kadar sevmesem de mutluluktan sesleri doğru düzgün duymuyorum bile.
Otele girdik. Etrafı inceliyorum. Bir büyük, iki küçük koltuk var. İçerisi sıcak. Bir tane de saat var ama bozuk. Kol saatim, saat biri gösterirken, o saat iki buçuğu gösteriyor. Annem ve babam resepsiyondaki kadınla konuşuyor. Konuşmaları belki uzun sürer diye küçük koltuklardan birine oturuyorum. Sonunda konuşmaları bitti. Ailecek asansöre biniyoruz. Blink! İşte geldik.
Odamızı çok beğendim. İki tane şirin yatak, çok küçük bir lavabo ve minik bir televizyon… Her şey minik ama çok tatlı. Kendimi yatağa atıyorum. Rahat olduğuna sevindim. Ardından kalkıp camdan dışarı bakıyorum. Sanki Amasya bana “Hoş geldin!” diyor. Şırıl şırıl akan bir nehir, yol ayrımının ortasında tahtadan kocaman bir elma. Her şey çok güzel.
Tam o esnada karnım gurulduyor. Anneme acıktığımı söylüyorum. Annem birazdan dışarı çıkıp bir lokantaya gideceğimizi söylüyor. Tamam diyorum.
Hava çok güzel. Lokantaya doğru yürüyoruz. Tabii ki navigasyonun yardımıyla. Yolda küçük bir park görüyorum. Benden küçük çocuklar salıncakta sallanıyor, kafalarında kurdukları dünyalarda oyunlar oynuyorlar. Ben de gitmek istiyorum fakat açken doğru düzgün oynayamam.
İşte! Lokanta orada. Annemin kolundan çekiştirerek lokantadan içeri giriyorum. Hemen bir masaya oturuyoruz. Babam garson çağırıp "Amasya’nın nesi meşhurdur?" diye soruyor. Garson helle çorbasının, Amasya çöreğinin ve patlıcanlı pilavının meşhur olduğunu söylüyor. Ben ve annem helle çorbası, babam da patlıcanlı pilav söylüyor. Yemeklerimiz gelince kendimi kaptırıp hızlı hızlı yemeye başlıyorum. Helle çorbası gerçekten çok güzel ve lezzetli. Midem şenlik etti diyebilirim.
Yemeklerimiz bittikten sonra annem Amasya Arkeoloji Müzesine gitmek istediğini söylüyor. Ailece müzeye gidiyoruz. Hayatımda ilk defa arkeoloji müzesine gidiyorum ve hayran kalıyorum. Her şey çok ilgi çekici. Çoğunun fotoğrafını çekiyorum. Bütün arkeolojik yapıların altına yazılmış tarihçelerini okuyorum. Gerçekten olağanüstüydü. Müzeden çıkınca bir manavdan elma alıyoruz. Amasya’ya gelip de elma yemeseydik olmazdı.
Akşam oluyor. Şu an otelin restoranındayız. Ailece elma çayı içiyoruz. Elma çayı Amasya’nın meşhur bir içeceğiymiş. Garson abla öyle söyledi. Tadını beğendim. Ama babamın hepimizden daha çok sevdiğini kimse yadsıyamaz. Babam tam iki bardak içti! Eve dönerken biraz yanımıza alalım derse şaşırmam.
Odaya gelir gelmez kendimi yatağa atıyorum. Kendimi evimde gibi hissediyorum. Gözlerim kapanıyor. Tekrardan uykuya dalıyorum.


