Şapşal Kahraman
- Feyza YILMAZ
- 3 Mar
- 2 dakikada okunur
Yazar: Feyza Yılmaz (13 yaşında)
Çizer: Hatice Ebrar Dürüyen (12 yaşında)
Editör: Ayşe Beril Kirazlı (12 yaşında)

Merhaba, ben Şapşal Kahraman. Hayır, yanlış duymadınız. Pardon, yanlış okumadınız diyecektim. Arkadaşlarım bana böyle der. Yakında kendi adımı unutursam hiç şaşırmam. Oysaki ben şapşal değil, aksine çok zekiyim. Mesela size bir anımı anlatayım:
Birkaç ay önceydi. O sıralar ülkemiz savaştaydı. Ben de savaşan askerlerimize su taşıyordum. Nedense beni savaşa katmadılar. Oysa benim kadar akıllı birini neden katmadılar, anlamadım. Her neyse, bir gün su almak için çeşmeye gittim. Kovayı suyla iyice doldurduktan sonra geri dönerken karşıma iki tane asker çıktı. Sanırım bizim ülkenin askerleriydi.
“Hey, ben de size su getiriyordum, neden siz geldiniz ki?” dedim. Bana tuhaf bir şekilde baktılar. Sanki beni tanımıyor gibiydiler. Askerler biraz bakıştıktan sonra sağ taraftaki asker, “You will give us the water you have! Otherwise, we are not responsible for what happens!” (Elinizdeki suyu bize vereceksiniz! Aksi takdirde olacaklardan biz sorumlu değiliz!) dedi.
Bunlar neden farklı dille konuşuyor acaba? E demek ki biliyorlar da pratik yapıyorlar. İngilizlerle ileride karşılaşırlarsa iyi anlaşabilmek için önemli tabii. Ah, keşke ben de bilsem… Her neyse, ne diyordum ben? Hah! Hatırladım, bizimkiler İngilizce konuşmuştu. O sırada ne diyeceğimi bilemedim. Sonra “Aman, daha sonra konuşursunuz İngilizcenizi. Madem siz geldiniz, alın bakalım siz götürün suyu komutana.” dedim suyu onlara uzatırken. İçlerinden biri “I didn’t think you would be convinced so quickly.” (Bu kadar çabuk ikna olacağını düşünmemiştim.) dedi.
Dayanamadım, askere “Yahu, neden her zaman İngilizce konuşuyorsunuz? Hâlâ bitmedi mi pratik? Neyse ben artık gideyim, siz de gelirsiniz arkadan.” dedim ve yanlarından yürüyerek geçtim. Arkamdan bakakaldılar, nedenini anlamadım.
Savaşta görev alacak askerlerin kaldığı çadıra girdim. Hepsine yaptığım şeyi anlattım. Suyun gelip gelmediğini sordum. Hepsi bir anda gülmeye başladı. Neye gülüyorlardı acaba? Askerlerden biri, “Ahmet, adamlar bizden değildi; düşman ülkenin askerleriymiş belli ki. Adamlar o yüzden İngilizce konuşuyorlardı. Ama seni rehin alabilirlerdi, resmen elini kıpırdatmadan adamlardan kurtuldun. Hem şapşalsın hem de kahraman. Sen ŞAPŞAL KAHRAMANSIN!” dedi ve o günden sonra adım Şapşal Kahraman oldu. Ama adım bence Akıllı Kahraman olmalıymış. Sonuçta elimi bile kıpırdatmadan düşmanın elinden kurtulmuştum.


