Ağaçların Gövdesinde
- Amine Sare Demir
- 27 Eyl 2025
- 5 dakikada okunur
Yazar: Amine Sare Demir (9 yaşında)
Çizer: Ahsen Kantarcı (10 yaşında)

Kalabalık, gürültülü ve ağaçlardan hayli uzak bir şehirde yaşayan iki kardeş vardı: İlayda ve Dilara. Çocuklarının şehirde bunaldığını fark eden anne ve babaları bir sabah onları, bolca ağacın olduğu, temiz, sakin ve sessiz bir ormana kampa götürmeye karar verdiler. Çocuklara bu haberi verdiklerinde çocuklar sevinçten havalara uçtu. Ertesi gün yola çıktılar. Uzun bir yolculuk sonunda ormana vardılar. Saat epey geç olduğundan karınlarını doyurup uykuya daldılar.
Sabah olunca kuş cıvıltılarının oluşturduğu güzel şarkı, yüzlerine vuran güneş ışığı ve toprağın o hoş kokusu onları uyandırmaya yetti. Anne ve babası uyandıktan sonra çocuklar ormanı keşfetmek için biraz dolaşmak istediklerini söylediler. Anne ve babaları fazla uzaklaşmamak şartıyla izin verdiler. Çocuklar dolaşırken Dilara, minik sevimli bir tavşan gördü ve peşine takıldı. İlayda da Dilara’nın kaybolacağından korkarak onu takip etmeye başladı. İki kardeş ormanın derinliklerine doğru ilerlerken kamp alanından oldukça uzaklaşmışlardı. Koşturmaca devam ederken tavşan etrafını kokladı ve aniden durdu. Sinsice arkasına baktı. Sonra bir anda kızlara doğru koşup üzerlerinden atladı. Tavşanın gözden kaybolmasıyla onlar da kaybolduklarının farkına vardılar. Nereye gideceklerini bilmeden ormanın içinde oradan oraya koşturuyorlardı. Fakat bunun bir çözüme ulaşmayacağını anlamaları uzun sürmedi. Onlar da anne ve babalarının onları bulması umuduyla uzun bir süre beklediler. Bu bekleyiş ve koşturma onları acıktırmıştı. Fakat yanlarına yiyecek hiçbir şey almamışlardı. Onların bu hâlini gören yaprakları yemyeşil dalları koca koca kıpkırmızı elmalarla dolu bir elma ağacı, elmalarından iki kardeşe ikram etti. Elma ağacının komşusu olan yaşlı, gövdesi toprağın büyük bir kısmını kaplamış büyük ve bir o kadarda kaba çınar ağacı;
- Meyvelerini neden iki sorumsuz kardeş için ziyan ediyorsun? diye çıkıştı.
- “Evet, kendi yiyeceklerini kendileri getirselerdi “dedi aksi meşe ağacı.
Diğer bir ağaç, elma ağacını destekleyerek;
-Kaybolmuş çocuklar görmüyor musunuz? Bize yakışan onlara yardım etmek dedi.
Ağaçlar kendi aralarında tartışırken İlayda dayanamadı ve;
-Suyunuz var mı, susuzluktan şimdi bayılacağım dedi.
Çınar ağacı kabaca;
-Var ama vermem diye cevap verdi.
Çam ağacı gövdesinde biriktirdiği suyun birazıyla kızların susuzluğunu giderdi.
Hava soğumuştu, ağaçlardan biri kızlara üşüyüp üşümediklerini sordu. Dilara üşüdüğünü söyledi. Bunun üzerine olayları seyreden gövdesinde kocaman bir ovuk bulunan bir ağaç onları kovuğuna aldı. Orada akşama kadar beklediler. Hava karardığında ayak sesleri duydular. Bunlar anne ve babalarının ayak sesleriydi. Sonunda onları bulmuşlardı. Kendilerine yardım eden ağaçlara teşekkür ettiler. Dilara dayanamayıp tüm ağaçları kucakladı. Kaba meşe ve çınar ağacı başta bunu hoş karşılamasa da sonra bu sevgi ,onları da yumuşatmayı başarmıştı. . Ve en sonunda onlarda diğer ağaçlar gibi kızlara sarılıp vedalaştılar. Anne ve babalarıyla kamp alanına doğru giderken “ağaçları çok seviyoruz, onlar bizim en iyi dostlarımız!” diye bağırdılar. Dilara ve İlayda bundan sonra kendilerine yardım eden ağaç dostlarını hiç unutmayacaklardı. .Kalabalık, gürültülü ve ağaçlardan hayli uzak bir şehirde yaşayan iki kardeş vardı; İlayda ve Dilara. Çocuklarının şehirde bunaldığını fark eden anne ve babaları bir sabah onları, bolca ağacın olduğu, temiz, sakin ve sessiz bir ormana kampa götürmeye karar verdiler. Çocuklara bu haberi verdiklerinde çocuklar sevinçten havalara uçtu. Ertesi gün yola çıktılar. Uzun bir yolculuk sonucunda ormana vardılar. Saat epey geç olduğundan karınlarını doyurup uykuya daldılar.
Sabah olunca kuş cıvıltılarının oluşturduğu güzel şarkı, yüzlerine vuran güneş ışığı ve toprağın o hoş kokusu onları uyandırmaya yetti. Anne ve babası uyandıktan sonra çocuklar ormanı keşfetmek için biraz dolaşmak istediklerini söylediler. Anne ve babaları fazla uzaklaşmamak şartıyla izin verdiler. Çocuklar dolaşırken Dilara, minik sevimli bir tavşan gördü ve peşine takıldı. İlayda da Dilara’nın kaybolacağından korkarak onu takip etmeye başladı. İki kardeş ormanın derinliklerine doğru ilerlerken kamp alanından oldukça uzaklaşmışlardı. Koşturmaca devam ederken tavşan etrafını kokladı ve aniden durdu. Sinsice arkasına baktı. Sonra bir anda kızlara doğru koşup üzerlerinden atladı.Tavşanın gözden kaybolmasıyla onlar da kaybolduklarının farkına vardılar. Nereye gideceklerini bilmeden ormanın içinde oradan oraya koşturuyorlardı. Fakat bunun bir çözüme ulaşmayacağını anlamaları uzun sürmedi.Onlar da anne ve babalarının onları bulması umuduyla uzun bir süre beklediler. Bu bekleyiş ve koşturma onları acıktırmıştı. Fakat yanlarına yiyecek hiçbir şey almamışlardı. Onların bu halini gören yaprakları yemyeşil ,dalları koca koca kıpkırmızı elmalarla dolu bir elma ağacı, elmalarından iki kardeşe ikram etti. Elma ağacının komşusu olan yaşlı, gövdesi toprağın büyük bir kısmını kaplamış büyük ve bir o kadarda kaba çınar ağacı;
- Meyvelerini neden iki sorumsuz kardeş için ziyan ediyorsun? Diye çıkıştı.
- “Evet, kendi yiyeceklerini kendileri getirselerdi “dedi aksi meşe ağacı.
Diğer bir ağaç, elma ağacını destekleyerek;
-Kaybolmuş çocuklar görmüyor musunuz? Bize yakışan onlara yardım etmek dedi.
Ağaçlar kendi aralarında tartışırken İlayda dayanamadı ve;
-Suyunuz var mı, susuzluktan şimdi bayılacağım dedi.
Çınar Kalabalık, gürültülü ve ağaçlardan hayli uzak bir şehirde yaşayan iki kardeş vardı; İlayda ve Dilara. Çocuklarının şehirde bunaldığını fark eden anne ve babaları bir sabah onları, bolca ağacın olduğu, temiz, sakin ve sessiz bir ormana kampa götürmeye karar verdiler. Çocuklara bu haberi verdiklerinde çocuklar sevinçten havalara uçtu. Ertesi gün yola çıktılar. Uzun bir yolculuk sonucunda ormana vardılar. Saat epey geç olduğundan karınlarını doyurup uykuya daldılar.
Sabah olunca kuş cıvıltılarının oluşturduğu güzel şarkı, yüzlerine vuran güneş ışığı ve toprağın o hoş kokusu onları uyandırmaya yetti. Anne ve babası uyandıktan sonra çocuklar ormanı keşfetmek için biraz dolaşmak istediklerini söylediler. Anne ve babaları fazla uzaklaşmamak şartıyla izin verdiler. Çocuklar dolaşırken Dilara, minik sevimli bir tavşan gördü ve peşine takıldı. İlayda da Dilara’nın kaybolacağından korkarak onu takip etmeye başladı. İki kardeş ormanın derinliklerine doğru ilerlerken kamp alanından oldukça uzaklaşmışlardı. Koşturmaca devam ederken tavşan etrafını kokladı ve aniden durdu. Sinsice arkasına baktı. Sonra bir anda kızlara doğru koşup üzerlerinden atladı.Tavşanın gözden kaybolmasıyla onlar da kaybolduklarının farkına vardılar. Nereye gideceklerini bilmeden ormanın içinde oradan oraya koşturuyorlardı. Fakat bunun bir çözüme ulaşmayacağını anlamaları uzun sürmedi.Onlar da anne ve babalarının onları bulması umuduyla uzun bir süre beklediler. Bu bekleyiş ve koşturma onları acıktırmıştı. Fakat yanlarına yiyecek hiçbir şey almamışlardı. Onların bu halini gören yaprakları yemyeşil ,dalları koca koca kıpkırmızı elmalarla dolu bir elma ağacı, elmalarından iki kardeşe ikram etti. Elma ağacının komşusu olan yaşlı, gövdesi toprağın büyük bir kısmını kaplamış büyük ve bir o kadarda kaba çınar ağacı;
- Meyvelerini neden iki sorumsuz kardeş için ziyan ediyorsun? Diye çıkıştı.
- “Evet, kendi yiyeceklerini kendileri getirselerdi “dedi aksi meşe ağacı.
Diğer bir ağaç, elma ağacını destekleyerek;
-Kaybolmuş çocuklar görmüyor musunuz? Bize yakışan onlara yardım etmek dedi.
Ağaçlar kendi aralarında tartışırken İlayda dayanamadı ve;
-Suyunuz var mı, susuzluktan şimdi bayılacağım dedi.
Çınar ağacı kabaca;
-Var ama vermem diye cevap verdi.
Çam ağacı gövdesinde biriktirdiği suyun birazıyla kızların susuzluğunu giderdi.
Hava soğumuştu, ağaçlardan biri kızlara üşüyüp üşümediklerini sordu. Dilara üşüdüğünü söyledi. Bunun üzerine olayları seyreden gövdesinde kocaman bir ovuk bulunan bir ağaç onları kovuğuna aldı. Orada akşama kadar beklediler. Hava karardığında ayak sesleri duydular. Bunlar anne ve babalarının ayak sesleriydi. Sonunda onları bulmuşlardı. Kendilerine yardım eden ağaçlara teşekkür ettiler. Dilara dayanamayıp tüm ağaçları kucakladı. Kaba meşe ve çınar ağacı başta bunu hoş karşılamasa da sonra bu sevgi ,onları da yumuşatmayı başarmıştı. . Ve en sonunda onlarda diğer ağaçlar gibi kızlara sarılıp vedalaştılar. Anne ve babalarıyla kamp alanına doğru giderken “ağaçları çok seviyoruz, onlar bizim en iyi dostlarımız!” diye bağırdılar. Dilara ve İlayda bundan sonra kendilerine yardım eden ağaç dostlarını hiç unutmayacaklardı. .ağacı kabaca;
-Var ama vermem diye cevap verdi.
Çam ağacı gövdesinde biriktirdiği suyun birazıyla kızların susuzluğunu giderdi.
Hava soğumuştu, ağaçlardan biri kızlara üşüyüp üşümediklerini sordu. Dilara üşüdüğünü söyledi. Bunun üzerine olayları seyreden gövdesinde kocaman bir ovuk bulunan bir ağaç onları kovuğuna aldı. Orada akşama kadar beklediler. Hava karardığında ayak sesleri duydular. Bunlar anne ve babalarının ayak sesleriydi. Sonunda onları bulmuşlardı. Kendilerine yardım eden ağaçlara teşekkür ettiler. Dilara dayanamayıp tüm ağaçları kucakladı. Kaba meşe ve çınar ağacı başta bunu hoş karşılamasa da sonra bu sevgi ,onları da yumuşatmayı başarmıştı. . Ve en sonunda onlarda diğer ağaçlar gibi kızlara sarılıp vedalaştılar. Anne ve babalarıyla kamp alanına doğru giderken “ağaçları çok seviyoruz, onlar bizim en iyi dostlarımız!” diye bağırdılar. Dilara ve İlayda bundan sonra kendilerine yardım eden ağaç dostlarını hiç unutmayacaklardı. .


