top of page

Büyük Kardeşin Vefası

  • Furkan Barı
  • 27 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Furkan Barı (10 yaşında)

Editör: Ahmet Eren Şentürk ( 11 yaşında)


Bir varmış, bir yokmuş.

Istakozlar kemençe,

Dişi kaplanlar ud,

Penguenler saz çalar iken.

 

Kitaplar bir sürü masal anlatır iken,

Hayvanlar ormanda parende atar iken,

Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,

Yedi başlı ejderha devlere ada çayı püskürtür iken.

 

Dört kollu leopar, üç kaşlı aslanı döver iken,

Boya kalemleri kağıda yazmaz iken,

Nedir diye sorana şu masalı anlattım.

 

Bir değirmencinin üç oğlu varmış,

Üç kardeş babalarını kaybetmişler.

Ama oğullara ne bir toprak parçası,

Ne de bir yaprak kalmış.

 

Büyük olan demiş:

“Arayacağız rızkımızı,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler.”

 

Ortanca ve küçük kardeş,

Abilerine uymuşlar ve yollara düşmüşler.

Dere, tepe düz gitmişler.

Yedi dağ, yedi vadi geçmişler.

 

 

En sonunda büyük bir şehre gelmişler,

Kardeşler bu şehirde çalışmaya başlamışlar.

Yıllar yılları kovalamış… Kardeşler saygın birer iş adamı olmuşlar.

Köyünü özleyen büyük kardeş;

 

“Kardeşlerim, sizce artık köyümüze

Dönmenin vakti gelmedi mi?” diye sormuş.

Ortanca ve küçük kardeş abilerini

Onaylamışlar ve yola koyulmuşlar.

 

Az gitmişler, uz gitmişler.

Dere, tepe düz gitmişler.

Yedi dağ, yedi tepe geçmişler.

En sonunda köye varmışlar.

 

Bir de ne görsünler!

Köy yerinde harabeler.

Meğer kötü kral köye baskın yapıp

İnsanları ve annelerini esir almış.

 

Kral kötüymüş kötü olmasına

Ama asla aptal değilmiş.

Üstelik akıl oyunlarında onu yenen çıkmamış.

Aynı zamanda bilmecelere hayranmış.

 

Biz gelelim kardeşlere.

Kardeşlerin tepesi atmış,

Hemen o anda ant içmişler.

Annelerini kraldan almaya.

 

 

Çıkmışlar yola,

Az gitmişler, uz gitmişler.

Dere tepe düz gitmişler.

Molalarda tuz ve buz yemişler.

 

Nihayet kralın sarayına varmışlar.

Sarayın kapıları zümrüt ve elmastan,

Yerleri altın ve gümüşten,

Duvarları ise demirdenmiş.

 

Üç kardeşin ağzı açık kalmış.

Az kalsın ağızlarına sinek girecekmiş.

Şaşkın şaşkın bakarak yürümeye başlamışlar.

Kralın huzuruna geldiklerinde kral:

 

“Ey üç misafir, ne istiyorsunuz benden?”

Ortanca oğlan atılmış araya

“Annemizi isteriz kral efendi!”

Kral çirkin bir kahkaha atmış. Hahahahhah

 

“Önce bilmece, sonra istek.”

Üç kardeş başlarını öne arkaya sallamışlar.

Kral biraz düşünüp taşınmış.

Yedi dereden yedi kova su getirdikten sonra

 

“Mini mini minare,

Bin bir çiçek bir lale.”

Büyük kardeş ‘’Nergis” demiş

Kral “Hımm doğru delikanlı”

 

 

Kral biraz düşünüp taşınmış.

Yedi dereden yedi kova su getirdikten sonra

“Küçük başlar, bağlarda inler,

Kendine yapar ele bağışlar.”

 

Büyük kardeş biraz düşündükten sonra

“Karınca mı? Yok yok, arı.”

Kral: “Ey misafir dile benden ne dilersen

Büyük kardeşin cevabı hazırmış.

 

“Annemi ve onun gibi esirleri serbest bırakın,

Yıktığınız evleri tamir edin.”

Kral: “Oldu bil misafir.” Kral annesini ve onun gibi

Esirleri köylerine geri yollamış.

 

Üç kardeşin anneleri sevinçten,

İki gün, iki gece ağlamış ve ev suyla dolmuş.

Üçüncü gün de Güneş acımasızlık yapmış.

O kadar sıcakmış ki evdeki bütün su kurumuş.

 

Geriye ise sadece bir ev dolusu tuz kalmış.

Anne ve oğulları bütün tuzları kavanozlara koymuşlar.

Anne çocuklarından ölene kadar ihtiyaçlarını

Karşılamalarını istemiş, küçük ve orta kardeş

 

“Anne biz bunları alın teri dökerek topladık,

İstediğin parayı veremeyiz” deyip gitmişler.

Büyük kardeş ise kardeşlerinin tersine

“Ben senin ihtiyaçlarını karşılarım.”

 

 

Anne iki oğlu onu bıraktığı için iki gün, iki gece

Ağlamış ve kalan su buharlaşmış… Geri kalan tuzu kavanozlara doldurmuşlar.

Anne ve büyük oğlu artık Kafdağı’nda kavanozları dağıtıyormuş.

Kavanozları alanlara hikayelerini tane tane anlatıyorlarmış.

 

Gökten üç elma düşmüş.

Biri annesini sevenlere,

Biri kardeşi olanlara,

Biri de bu hikâyeyi okuyanlara.

 

                                                                                                                                                         

 

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page