top of page

Edirne

  • Ayşegül Duyar
  • 27 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Ayşegül Duyar (11 yaşında)

Editör: Nahide Rana Can ( 10 yaşında)


Osmanlı Devleti’ne 88 yıl başkentlik yapmış, Yunanistan ve Bulgaristan’a sınırı olan, Meriç, Tunca ve Arda Nehirlerimizin içinden geçtiği kadim şehrimiz… Edirne’nin yerini haritada tarif etmek gerekirse, komşularının Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, Yunanistan ve Bulgaristan olduğunu söyleyebiliriz. Tahmin edersiniz ki, Osmanlı’ya yıllarca başkentlik yapmış bu şehirde, Osmanlı döneminden kalma tarihi yapılar ile bolca karşılaşacaksınız. Zaman makinesine binmenize hiç gerek yok. Sadece Edirne’deki geçmişten kalan tarihi eserleri görmelisiniz.

   Bu tarihi yapılara örnek vermek gerekirse, aklımıza ilk gelen tarihi yapılardan biri, Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan, 80 yaşında inşa ettiği Selimiye Camii olacaktır. Şimdi bu yapının hikayesinden bahsedelim.

    O dönemin padişahı II. Selim, bir gün rüyasında peygamber efendimizi görür. Peygamber efendimiz ondan bir camii yaptırmasını ister. Mimar Sinan camiyi yapmak için kollarını sıvar. II. Selim, camiinin İstanbul yerine Edirne’de yapılmasını emreder. Ve görkemli Selimiye Camii 1569 yılında, II. Selim’in emriyle, Mimar Sinan önderliğinde yapılmaya başlanır. Kesme taştan yapılan bu görkemli camii, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir. Usta mimarımız sayesinde bu camii sanki Edirne’nin koruyucusu gibi yüzyıllardır dimdik ayakta.

   Bu güzel camii, ilk olarak heybeti ile bizi şaşırtıyor. İnsan onun yanına gidince ne kadar küçük olduğunun tekrar farkına varıyor. Şahsen Selimiye Camii’nin yanına gittiğimde aşırı derecede büyülenmiştim. Renkleri ve duruşu sayesinde, içeriye girmeden önce zamanı durdurmak isteyebilirsiniz. Mimar Sinan ve diğer ustaların camii inşa ettikleri dönemdeki halleri gözünüzde canlanıyor ve büyüleniyorsunuz.

   Cami, içerisine girdiğinizde muazzam süslemeleriyle bize 16. yüzyıl çiniciliğinin en güzel örneklerinden birini sunuyor. Bu camiinin teknik özelliklerini gördüğünüzde hayrete düşmemek elde değil. Örneğin, Selimiye Camii Edirne’de nereden bakarsanız bakın görünür. Minarenin şerefelerine çıkan kişiler birbirlerini görmez. Camiinin tek kubbesi İslam’ın birliğini simgeler. Pencerelerin 5 kademeli oluşu İslam’ın şartlarını, 99 tane oluşu Allah’ın 99 ismini simgeler. 4 tane vaaz kürsüsü olması 4 hak mezhebini, külliyedeki 32 kapı ise İslam’ın farzlarını simgeler. Arka taraftaki minarelerde 6 yol olması imanın şartlarını, minarelerdeki 12 şerefe ise Osmanlı Devleti’nin 12 padişahını simgeler. Tevazu sahibi usta mimarın adı ise camiinin hiçbir yerinde yazmaz.

   Sayısal değerlerden bahsederken göz alıcı camiimizin yüksekliğinden bahsetmeden olmaz tabii. Camiinin ana kubbe yüksekliği 43,28 metre, minare yüksekliği ise tamı tamına 70,89 metre! Bakarken boynunuzun tutulmamasına dikkat edin yoksa bu kadim şehirden ağrılı bir şekilde gitmek zorunda kalır ve birazdan anlatacağım hiçbir harikayı keyiflice izleyemezsiniz. Sözün kısası, dikkat edin!     Şehirdeki diğer Osmanlı eserlerinden bahsedecek olursak 1447 yılında yapılan Üç Şerefeli Camii, 1436 yılında yapılan Muradiye Camii ve 1414 yılında yapılan Eski Camii de sayılabilir. Tabi ki Edirne’de sadece camiler yok. Harika kervansaraylar da var. Bunlardan en çok bilineni ise yine Mimar Sinan’ın yaptırdığı Rüstem Paşa Kervansarayı. Ondan sonra ise ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde bahsettiği Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı geliyor.

   Ayrıca günümüzde Sağlık Müzesi olarak kullanılan, II. Bayezit'in emriyle inşa edilen Bayezit külliyesi. Eskiden buradaki darüşşifada hastalar müzik gibi değişik yöntemlerle tedavi edilirmiş. Sakın şaşırmayın! Bu terapi hastalara iyi gelirmiş. Günümüzde bu yöntem çok kullanılmasa da o dönemlerin en popüler yöntemlerindenmiş.

    Edirne deyip de köprülerinden bahsetmemek olmazdı. Tunca, Meriç ve Arda Nehirlerinin buluştuğu Edirne’de haliyle bir sürü köprü de bulunmakta. Ergene Uzunköprü, Mecidiye Köprüsü, Meriç Köprüsü, Tunca Köprüsü, Saraçhane Köprüsü, Fatih Köprüsü ve Yanlızgöz Köprüsü bu köprülerden sadece bazıları.

   Meriç Nehri, Bulgaristan'dan doğarak Edirne sınırlarından Türkiye'ye girer. Edirne yakınlarında, önce Arda Nehri ile birleşir, daha sonra ise Tunca Nehri Meriç ile birleşir. Bu üç nehrin birleşimi Edirne'nin coğrafi ve kültürel yapısında önemli bir yer tutar. Daha sonra Meriç Nehri, Ergene Nehri'nin sularını da alarak Ege Denizi'ne dökülür.

   Edirne yüzyıllardır düzenlenen Kırkpınar yağlı güreşleriyle de meşhurdur. Bu yıl 664. Kırkpınar yağlı güreşleri düzenlendi. Her sene temmuz ayı düzenlenen bu güreş müsabakalarını izlemenizi tavsiye ederim. Güreşçiler, her sene başpehlivan unvanını almak için yarışırlar. Üç yıl üst üste başpehlivan unvanını alan kişi ise altın kemer ödülünü almaya hak kazanır. Bu güreşlerin en zorlu tarafı ise güreşçilerin üzerlerine zeytinyağı sürerek yarışmasıdır. Bu yüzden güreşçiler birbirlerini bırak devirmeyi tutamazlar bile. İnsanlar Türkiye’nin her tarafından bu güreşleri izlemek için gelirler. O kalabalık, o coşku insana unutamayacağı bir anı kazandırıyor. Sırf Kırkpınar yağlı güreşlerini izlemek için bile Edirne’ye o temmuz sıcağında gelinir. Bu coşkulu ortamı görmeden Edirne’den ayrılırsanız çok şey kaybetmiş olursunuz.

   Son olarak Edirne’de acıkırsanız harika bir yemeğe hazır olun. Edirne’de herhangi bir esnaf lokantasına girerseniz tavuklu hardaliye çorbası, Edirne tava ciğeri, zirva, Hayrabolu tatlısı ve hardaliye ile karşılaşacaksınız. Benim favorim Edirne tava ciğeri ve hardaliye. Çıtır çıtır Edirne tava ciğeri ve yanında hardal tohumlarından yapılan ferahlatıcı içecek leziz hardaliye. Şimdi bile ağzım sulandı.

   Tabi ki bu anlattıklarımız Edirne’nin güzelliklerinden sadece bazıları. Eğer bir gün tarihin derinliklerinde kaybolmak, Kırkpınar güreşlerini izlemek ve leziz yemekler yemek isterseniz Edirne sizi bekliyor olacak…

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page