top of page

Gazdan Bir Dev, Kalpten Bir Çocuk

  • Hatice Kübra AYÇİÇEK
  • 23 May
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Hatice Kübra Ayçiçek (13 yaşında)

Çizer: Nahide Rana Can (12 yaşında)

Editör: Mehmet Erhan Demir (12 yaşında)

O gece Elif, “Ben önemli değilim” diye düşündü. Sınıfta sesi en yüksek çıkan, en hızlı koşan o değildi. En çok alkışlanan da o değildi. Pencereye yürüdü. Gökyüzü açıktı. Yıldızların arasında iri ve ağırbaşlı bir ışık duruyordu: Jüpiter,“Sen çok önemlisin,” dedi Elif kendi kendine.“Çünkü en büyüksün.” Tam o anda gökyüzü dalgalandı. Sanki biri geceyi ikiye ayırdı. Elif bir adım attı ve birden boşluğa çıktı. Üşümedi. Düşmedi. Ama kalbi, ilk kez bu kadar hızlı atıyordu. Karşısında Jüpiter vardı. Devasa, çizgili ve hareketli. Üzerindeki kocaman eşsiz fırtına bir göz gibi dönüyordu. “En büyük olmak, en önemli olmak demek değildir,” dedi derinden bir ses. Elif irkildi. “Sen… düşüncelerimi mi duydun?”“Ben çekim gücü yüksek bir gezegenim,” dedi Jüpiter. “Sadece taşları değil, soruları da çekerim.” Elif biraz utanarak sordu:“Bu kadar büyük olmak nasıl bir şey?” 

“Yük,” dedi gezegen. Elif şaşırdı. Yük mü? Ama herkes büyük olmak ister bence. “Büyüklük,” dedi Jüpiter,“Daha fazla sorumluluk, daha fazla denge, daha fazla dayanıklılık demektir.” Fırtına biraz daha döndü.“Bu fırtına hiç geçmeyecek mi?” diye sordu Elif. “Belki geçer,” dedi gezegen. “Belki geçmez. Ama ben onunla yaşamayı öğrendim.” Elif başını eğdi. “Ben de içimde bir şey taşıyorum. Ama kimse görmüyor.” Jüpiter’in sesi yumuşadı. “Benim de içim görünmez,” dedi. “Dışım gazdan oluşur. Üzerimde sağlam bir zemin yoktur. Ama yine de ayaktayım.” Elif şaşkınlıkla baktı.“Yani senin üstünde durulamaz mı?” “Hayır,” dedi gezegen hafifçe gülümseyerek. “Bana güvenip basamazsın. Ama uzaktan baktığında gücümü hissedersin.” Elif’in gözleri doldu.“Demek ki insanın değeri, üzerine basılabilmesi değildir,” dedi. “Doğru,” dedi Jüpiter. “Değer, varlığıyla denge kurabilmektir.” Uzayın sessizliği içlerine işledi. “Ben küçük bir gezegenim,” dedi Elif. “Hayır,” dedi Jüpiter. “Sen küçük bir evrende yaşıyorsun. Ama içinde koca bir evren taşıyorsun.” Elif’in kalbi sanki genişledi. İlk kez kendini hafif hissetti. “Ben önemli miyim?” diye fısıldadı. Jüpiter cevap vermeden önce fırtınasını bir tur daha döndürdü. “Ben en büyüklerdenim,” dedi. “Ama hayat olan bir gezegen değilim. Sen ise düşünebiliyorsun. Hissedebiliyorsun. Sevebiliyorsun. Sence hangimiz daha kıymetli? ” Elif’in yanaklarından birer damla yaş süzüldü. O anda yıldızlar parladı. Ama bu sıradan bir parlayış değildi. Sanki gökyüzü bir kalp gibi atmaya başladı. Bir yıldız yandı. Sonra bir başkası. Sonra hepsi birden…Işık, karanlığı delmedi; karanlığın içinden doğdu. Elif’in etrafında ince, gümüş yollar belirdi. Yıldızları birbirine bağlayan görünmez çizgiler şimdi açıkça görülüyordu. Evren bir harita gibiydi. Ve o harita, dağınık değil; düzenliydi. “Bak,” dedi Jüpiter’in sesi, artık daha derin, daha yumuşak.“Hiçbir yıldız rastgele değildir.” Elif’in kalbi göğüs kafesine sığmadı. “Ben de mi?” diye fısıldadı. Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Jüpiter’in üzerindeki o dev kızıl fırtına, daha parlak dönmeye başladı. Bu, korkutucu değil… görkemliydi.“Ben gazdan oluşurum,” dedi gezegen. “Üzerimde sağlam bir toprak yok. Ama yine de sistemin bir parçasıyım. Sen ise düşünürsün, hissedersin, seversin. Sence hangimiz daha büyük?”Elif cevap veremedi. Çünkü ilk kez büyüklüğü ölçemediğini fark etti. Yıldızlardan biri aniden kaydı. Işık, uzun bir iz bırakarak karanlığı yardı. Elif o izi izlerken içinden bir şey koptu. Küçük hissettiği anılar…Kendisini geri çektiği zamanlar…“Ben yapamam,” dediği cümleler…Hepsi o kayan ışıkla birlikte uzaklaştı.“Biliyor musun,” dedi Jüpiter,“Ben çok büyüğüm. Ama içimde hayat yok. Ağaç yok. Deniz yok. Çocuk sesi yok.”Elif’in gözleri doldu.“Sen küçüksün,” dedi gezegen. “Ama yaşadığın yer, hayat taşıyor. Sen gülünce bir oda değişir. Sen susunca bir boşluk oluşur. Sen vazgeçince bir ihtimal eksilir.”Bu sözler uzaydan ağır ağır indi, Elif’in kalbine yerleşti. Yıldız ağı bir anlığına daha parlaklaştı. Sanki evren onun cevabını bekliyordu.“Ben önemliyim,” dedi Elif. İlk kez tereddütsüz. O an yıldızlar bir kez daha parladı. Ama bu kez dışarıda değil, Elif’in içinde. Işık gözlerinde değildi; duruşundaydı. “Unutma,” dedi Jüpiter’in sesi yavaşça uzaklaşırken,“Evren büyüklüğü kütleyle ölçer.Ama değeri, etkiyle.” Işıklar inceldi. Yıldız yolları silindi. Fırtına yavaşladı. Elif gözlerini açtığında odasındaydı. Sabahın ilk ışığı pencereye vuruyordu. Her şey sıradandı. Duvar aynı, masa aynı, hayat aynı…Ama Elif aynı değildi. Çünkü o gece şunu anlamıştı:Bir gezegen büyük olabilir. Bir fırtına yıllarca sürebilir. Bir evren sonsuz olabilir. Ama bir insan, kendine inandığı an hepsinden daha parlak olabilir ve bazen en etkileyici yıldız bile fırtınayı içinde büyültebiliyordu.



 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page