top of page

Gen Aşısı

  • Duru KAÇAR
  • 27 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Duru Kaçar (12 yaşında)

Editör: İsra Bilden (12 yaşında)

Çizer: Feyza Güneş (10 yaşında)

Han’ın laboratuvarında sıradan bir gündü. Yine birbirimizin üzerinde birtakım deneyler yapıyorduk.  Evet, yanlış duymadınız; birbirimizi denek gibi kullanıp, arkadaşım Han’ın evinin bodrum katındaki kendimizce inşa ettiğimiz küçük laboratuvarda bir grup tıp öğrencisi olarak çalışıyorduk.

Yine fiziksel gücümüzü arttırmak için birbirimiz üzerinde çeşitli deneyler yaptığımız günlerden birinde, birden en başından beri uğruna çalıştığımız şey gerçekleşti: Günlerdir düzenli olarak balık geni enjekte ettiğimiz Yeliz’in kollarında minik pullar çıkmaya başladı.

Mutluluktan havalara uçuyorduk. Hemen, benim dışımdaki herkese yıllardır biriktirdiğimiz çeşitli hayvan genlerinden enjekte etmeye başladık. Neden mi benim dışımdaki herkese? Çünkü yıllardır bu laboratuvarda çalışıyordum ve Han’dan sonra ekibin en eski üyesiydim. Bu sürede devletten habersiz (yani yasadışı) olarak yaptığımız deneylerin olumsuz sonuçları nedeniyle sonradan ekipten ayrılan birçok arkadaşın derilerinde oluşan korkunç yara izlerinden kendimde de olması beni korkutuyordu. Ben bunları düşünürken Fırat bir anda bir fikir attı ortaya:

    -Arkadaşlar, bence kendimizi topluma göstermeliyiz. Hem belki bu sayede insanlar bu sıkıcı ‘‘normal’’ vücutlardan kurtulup Yeliz’inki gibi doğaüstü güçlere sahip olmak isterler ve bize gelirler, böylece hem zengin, hem ünlü, hem de topluma yararlı oluruz!

     Bunu söylediğine inanamıyordum, Han’ın koluna bastırdığım pamuğu çekip Fırat’ın yüzüne baktım:

     -Ya devletten yasadışı işler çevirdiğimiz için bizi AYAL’a atarlarsa? Mankafa!

      -…

Bu kelimeyi kullanmamam gerektiğini biliyordum, ama bu gerçekten mankafalıktı! Fakat herkes bu fikri kabul edince, oylama gereği kendimizi göstermeye karar verdik. Yarın saat 14.00’de Sümbüland Kongre Merkezi’nde buluşup yıllardır uğraştığımız ve nihayet sonuç veren çalışmalarımızı topluma açıklayacaktık. Gece 4.00 civarında eve döndüm. Yatağıma uzandım ve kaygılı bir şekilde uykuya daldım…

Sabah saat 6.00 gibi uyandım, üstümü giyindiğim gibi Han’lara koştum. Belki onu ikna edebilirdim ama olmadı. Saatlerce konuştum ama hiçbiri ikna olmadı.  En sonunda vakit gelmişti. Hep beraber Sümbüland’a gidip her şeyi anlattık. Ama en başından beri korktuğum şey başımıza gelmedi, yaşadığımız ülkenin kuralları (biraz fazla) esnek olduğundan devlet durumu hoş karşıladı. O gece yatarken hiçbirimizin daha sonra başımıza geleceklerden haberi yoktu.

Ertesi gün laboratuvarda uyandırıldığımda; arkadaşlarım dehşet içinde camdan dışarıyı izliyordu. Yanlarına gittim ve dışarıdaki insanları görünce kafamı diğer tarafa çevirdim. İnsanların olmadık yerlerinden uzuvlar çıkmış, derileri kabarmış ve kaslarında derin yarıklar oluşmuştu. Bir gecede havadan kan yağmıştı sanki. Bu da vahşet görüntü hemen hemen herkesi, kırmızıya boyayarak taçlandırıyordu. Kafası olduğunu umduğum yerde; ördüğüm bereyi taşıyan birini gördüm. ‘’Hayır...’’ dedim içimden; bu yeğenim olamazdı.   Dışarıda ellerinde fırından yeni çıkmış mis kokulu simitlerle koşuşturan çocuklar yoktu artık, balkonlardan birbirlerine seslenen kadınlar da. Sadece insan bile denemeyecek yaratıklar vardı. Gen aşılarımız çalınmıştı, buna şüphe yoktu. Arkadaşlarım ağlıyordu; tabii ben de, bunu odaya yayılan hafif deniz kokusundan ve hıçkırıklardan anlayabiliyordum.

     -Sızlanmayı bırakın artık, bunların hepsi bizim yüzümüzden oldu ve düzeltmek de bizim elimizde!

   

Ben bunları söyleyince Yeliz bilgisayarını çıkardı, en bilindik alışveriş sitesine girdi ve bizim aşıları aramaya başladı. Tahmin ettiğimiz gibi çok geçmeden bulduk onları. Tanesi sadece on liraydı, yeni ve daha gelişmiş bir vücut için kim almazdı ki? Bilgisayarı devralan namı değer ‘’Hacker Fırat’’ kolaylıkla aşıları satan sitenin kullanıcısının IP adresini aldı. İşte asıl kısım başlıyordu, Fırat’a baktım. Gür saçlarının arasından boncuk, boncuk terler akıyordu. Derken, ekranda bir ve sıfırlardan oluşan yüzlerce kod belirdi. Ama tam da umduğumuz gibi Fırat kolaylıkla işi çözdü ve bilgisayarı hakladı. Bu, satıcıyı en azından biraz durdurabilirdi. Ardından hemen polisi aradık ve insanların yaşamını çalan hırsızlar yakalandı.

Tüm bunların ardından (tabii ki cezamızı çektikten sonra) çok da zorlanmadan bir panzehir yapmayı başardık ve bir aydır bunları mağdurlara iki gün arayla enjekte ediyoruz. İnsanların çoğu eski haline döndü. Ve artık yeğenim de ördüğüm bereyi takabiliyor.

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page