Gölge Ülkesinde Cesur Kız
- Nesibe Yelken
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
Yazar: Nesibe Yelken (9 yaşında)
Editör: Mustafa Asım Acar (13 yaşında)
Çizer: Hatice Beraat Yıldız (10 yaşında)

Bir pazartesi günü, gölgeler ülkesinde, her zamanki gibi karanlık kötü bir gün geçiriliyordu. Bulutların bile canı sıkkındı, gri gri geziyorlardı. Herkes somurtmuş selam sabah kalmamış, kimseler teşekkür etmez olmuştu.
Aslında, 200 yıl önce gölgeler ülkesinin adı gökkuşağı ülkesiydi. Bulutlar pamuk gibi gökyüzü mavi, insanlar keyifli, neşeli gülümsemek normaldi. Sohbetler, etkinlikler… Tüm insanlar birbirleriyle vakit geçirip eğlenirdi.
Ama bir gün bir savaş başladı ve savaşlar yüzünden çok yoruldular küçüldüler. Zayıf ve güçsüzdüler. Bu durumdan nasıl kurtulacaklardı?
Bu ülkenin bir kralı vardı ve kral hayattan bezmiş birisiydi, kendisi hep mutsuzdu. Ailesinden gelen bir krallık olduğu için mecbur kral olmuştu ve herkese dedi ki; “ben bu ülkeyi büyütürüm ama sizde benim gibi olacaksınız.” Sonra halk yavaş yavaş kralları gibi hayattan bezmiş karanlık, üzgün ve solgun yaşamaya başladı ve zamanla buna epey alıştılar. Şimdi asıl konumuza dönelim size anlatmak istediğim oradaki küçük kız, ülkesinin atalarından gelen renkleri hala yüreğinde saklayan al yanaklı ZOEY ama oda topluma uyup onlar gibi davranıyordu.
Kral, Zoey’i bilmiyordu. Zoey sınırda yaşayan bir kızdı. Zoey sadece merkeze markete giderdi hep mutlu ve güler yüzlü idi. Her gün çok güzel kokan çıtır çıtır ve de renkli peynirli tost yiyordu. Renkli peyniri Renk Ülkesinden özel sipariş etmişti. Hem Renk Ülkesi ona bizim ülkemize taşın dese de o ülkemi güzel bir ülke yapacağım diyerek bunu reddetti.
Bir plan yapmalıydı. Kralıyla konuşup onu duyuru yapmaya ikna etmeliydi. Ama nasıl? Acaba bu karanlıktan bu mutsuzluktan bunun bizi bu kadar yorduğundan haberi var mıydı? Kendisi öyle kalsa, biz gülsek ne vardı ki acaba? Belki de o da kral olmayı başka birilerine bırakıp bizimle gülebilir renkli tostlar yiyebilirdi.
Artık planı uygulama zamanı gelmişti. Siyah kıyafetlerini giyip kralın evine doğru yola koyuldu. Gizlice odasına çıkmalıydı evin etrafını gezerken off! muhafızlar onu farketmişti şimdi uzaklaşmalıydı…
Nasıl yapsam biraz akşam mı olsa ama iyice karanlık olunca fark edilmeden sızardı binaya. Ne dersiniz tutar mı bu plan???
Evet evet simsiyah oldu her yan süzülerek duvar diplerinden eve girdi başardı ama salonda bekleyen biri vardı sessiz olmalıydı, parmak uçlarına basarak başaracaktı.
Görünmeden hızlı ama sakince merdivenlerden çıktı koca kapılı odaya doğru yöneldi kalbi küt küt atıyordu.
Kapının kolunu tuttu elleri titriyordu ya reddederse ya kovulursa ama denememiş olmak bunlardan daha kötü idi.
Büyük bir cesaretle kapıyı açtı, hemen içeri girip kapıyı örttü. “Doğru yerdeyim” dedi.
Masadaki adam kafasını kaldırdı. Bu kraldı.
Zoey onun konuşmasına fırsat vermeden;
“Kralım” dedi. “Müsaadenizi almadan geldiğim için affedin. Ben Tanrı misafiriyim.
Sizden bir dileğim var.”
Kral şaşkın:
-Çok cesursun dedi. Seni dinliyorum küçük hanım
-Kralım biz renksiz bu hayattan çok sıkıldık. Böyle olmak zorunda mı? Belki sizde atalarımızın renklerini özlemişsinizdir. Işığı renkleri sohbet etmeyi gülümsemeyi yardımlaşmayı mutluluğu hissetmeyi…
-Ne dersiniz karanlığı ve bu bezginliği bitirseniz.
Kralda bundan sıkılmıştı küçük kız haklıydı belki de vazgeçmeliydi.
“Peki hadi artık bitsin bu karanlıklar” dedi ve ekledi getirin TV’leri, gazeteleri, interneti, mikrofonları ve megafonları…
-Duyduk duymadık demeyin bundan sonra bezginlik, tembellik, karamsarlık, karanlık ve renksiz olmak zorunda değilsiniz. Çalışın, üretin ve rengarenk sevinçler yaşayalım.
Zoey çok duygulandı, başarmıştı. Ülkesi artık mutlu yaşayacaktı. “İyi ki denedim” dedi.
Herkes şaşırdı ve Zoey’i tebrik ettiler.
Denemeden bilemeyiz. Denesek ne kaybederiz ki. Tüm güzellikler için hadi deneyelim.


