top of page

Hayalet Dost

  • Aişe Serra Akyel
  • 25 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Aişe Serra Akyel (13 yaşında)

Editör: Hatice Kübra Ayçiçek (12 yaşında)


Saka, tahminen 13-14 yaşlarında, sıradan bir sokak çocuğuydu, yani kendini bildi bileli sokaktaydı. Yemeğini sokaktan bulurdu; ya çöpün kenarından bulmak zorunda kalırdı, ya da şanslıysa insanların elinden kapıp sıcak ekmek yeme fırsatı bulurdu.

Yemek bulmak, sokakta yaşamanın en kolay kısmıydı aslında. Çünkü kendisi gibi sokağı evi  olarak kullanan insanlarla tek başına savaşmak zorunda kalabiliyordu. Sokakta herkesin bir bölgesi vardı ve Saka genellikle başkalarının bölgesini ele geçirirdi. Bu sebeple onlarla arası çok da iyi değildi.

O yaşına kadar çok kez düşmüş, bir daha kalkamayacağını düşünmüştü. Ama bu yaşadıkları onu daha olgun, daha yetenekli ve tabii daha şüpheci kılmıştı. Zayıf ve güçsüz olmasına rağmen, çok hızlı koşabiliyordu ve bölgesinde her adımını gözü kapalı atabiliyordu,sokak ondan sorulurdu.

Bunda birisinin büyük bir payı vardı.Bu kişi, Saka’nın da asla yüz yüze tanışmadığı biriydi. Sadece yukarılardan gelen sesini duyabiliyordu, ona hayatını kolaylaştıracak tavsiyelerde bulunuyordu. Örneğin ne olacağını tahmin eder gibi, “Bugün dikkatli ol Saka.” derdi. “Bugün çok yağmur yağabilir. Saçak altlarında durduğundan emin ol.”

Saka, bir şekilde her dediği çıktığı için, ona her zaman yardımı dokunan bu kişiyi seviyordu, her ne kadar onu tanımasa da.

Bazen o kişi hiç onunla konuşmazdı, sadece kalem gıcırtıları duyulurdu. O günler tam bir felaket  tellalıydı. Ya onu su dolu bir kovanın içine düşmüş gibi yapan yağmura yakalanırdı, ya da sokak insanlarıyla yüzleşmek zorunda kalırdı.

Sonra o kişi, ona biriyle tanışacağından bahsetti...

Gerçek, elle tutulabilir bir dost.

Rüzgar; daha önce ona tuhaf tuhaf bakan ve ondan kaçan insanların aksine, onu normal bir insan gibi azarlamıştı. Ona kızmıştı, çünkü Saka ne zaman onu görse, elindeki sıcak ekmeği kapardı. Sonra da ya kaçardı ya da ekmeği oracıkta midesine indirirdi.

Fakat çok geçmeden Rüzgar’ın kendisine kızgın olmadığını, hatta gizli yardımcısının bahsettiği o ‘dost’ olduğunu fark etti.

Bir gün bölgesini ele geçirdiği gençler tarafından hırpalandığında, Rüzgar gelmiş ve onu kendi evine taşımıştı. Yaralarını sarmış, ona ilk kez gerçek bir merhamet göstermişti.

Zaten çok geçmeden, onu evine almıştı ve o günden sonra iki kardeş gibi olmuşlardı. Birbirlerini korumuş, kollamışlardı. Hatta birlikte mahalleyi yönettikleri bir çete bile kurmuşlardı.

Tanışmalarının üzerinden 3 yıl geçti ve o zamana kadar Rüzgar’la hiç sorun yaşamadılar. Ancak mahalleye yeni taşınan kızıl gözlü çocuktan bahsettiğinde, Rüzgar kaşlarını çattı ve onunla uğraşmasını söyledi.

O çocuk hakkında hiçbir şey söylememişti, ama Saka, onu uzaklaştırması yönündeki isteklerine bakarak, ondan hoşlanmadığını söyleyebilirdi.

Gerçi, haklıydı. Çocuk Rüzgar’ın 3 yıl içinde zar zor kurduğu ve tam düzenini oturttuğu çetenin işlerini bozmaya kalkışmıştı. Rüzgar o kadar emek verdiği bir şeye karışılmasından hoşlanmamış olmalıydı.

Fakat günler haftaları kovaladıkça, Saka olanları daha da iyi kavradı.

Bu yeni çocuğun adı Alaz’dı ve Rüzgar’ın eski çocukluk arkadaşıydı.

Saka, onların arasında geçen çatışmalara şahit olduktan sonra, kaç kez kendisine yardım etmeyen kişiye isyan ettiğini saymamıştı bile.

Rüzgar’ın bakış açısına göre, Alaz suçluydu. Rüzgar yeni bir mahalleye taşınmış ve ondan uzaklaşmıştı. Alaz’sa, beyhude yere çocukluk ilişkilerini sürdürmek istiyordu.

Alaz’ın bakış açısına göreyse, Rüzgar yolunu şaşırmıştı. Eskiden nazik ve iyi kalpliyken, şimdi kırıcı ve soğuktu. Çetesinin insanlara verdiği zararları umursamayacak kadar katılaşmıştı kalbi. Rüzgar’ın değişmesi gerekiyordu.

Saka kimin haklı olduğunu bilmiyordu. Artık yardımcı olan kişi olmadığı için de, sık sık kime destek vereceği konusunda kararsızlık yaşıyordu.

Rüzgar’a inanmalıydı. Rüzgar’a inanmak istiyordu. Onun kurtarıcısıydı, ona değer vermişti.

Peki ya sertleşen tavırlarına ne demeliydi?

Alaz’a inanmak için hiçbir sebebi olmamasına rağmen, içindeki bir ses, ona Alaz’ın haklı olduğunu fısıldıyordu. Ama Saka Rüzgar’a ihanet etmek istemiyordu.

Bir gün rüyasında, koyu mavi çiçeklerle dolu bir tepedeki uçurumun kenarında oturan, lacivert eşarbı rüzgârda atkı gibi savrulan bir kadını gördü.

“Sen kimsin?” diye sordu, rüyada olduğu gerçeğini fark ederek.

“Ah, merhaba. Ben gizli ‘meleğin’ ve o isyan ettiğin kişiyim.” diye cevapladı kadın, neşeyle elini sallayarak. “Ben bir yazarım.”

Saka doğası gereği şüpheci bir insandı, bu yüzden temkinli duruşunu korudu ve kadını baştan aşağı inceledi. Beyaz, üzerinde lacivert çiçek desenleri bulunan, uzun, muslinden bir elbise, lacivert bir eşarp ve kahverengi şık botlar...

“Yazara benzemiyorsun. Daha çok çingene gibisin bence.” dedi Saka etkilenmemiş görünerek.

“Çingeneler hakkında ne bilirsin ki?” diye kahkahalarla güldü kadın.

“Peki, o zaman dürüst ol, hangi tarafı seçmeliyim? Hikayeyi bilmeme gerek yok, sadece bana kimin haklı olduğunu söyle.”

“Genellikle karakterlerime yardım etmek huyum değildir.” dedi kadın tekrar gülerek, bir yandan yerdeki çiçeklerle uğraşırken. “Ama Alaz’ın tarafını seçebilirsin, güven bana. O samimi ve dürüst bir insan. Rüzgar da öyle ama bu seferlik seni besleyen eli ısırman gerekiyor.”

Saka daha fazla soru sormayı gerek görmedi ve kadının özene bezene yaptığı mavi çiçeklerden yapılmış tacı aldı. “Teşekkür ederim.”

“Rica ederim, kendine iyi bak Saka!”

...

“Beni desteklediğin için teşekkürler Saka.” dedi Alaz ve elini sıktı. “Takıma hoş geldin.”

Saka’nın, Alaz’ın teklifini kabul ederek, ona yardım etmeyi seçmesinin nedeni, işte o ikonik rüyaydı.

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page