Hüzün Tepesi
- Ayşegül Duyar
- 27 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Yazar: Amine Sare Demir (9 yaşında)
Editör: Nahide Rana Can (10 yaşında)
Çizer: Neval Ece Çank (12 yaşında)

23 Mart 625 yılı Uhud dağının tepesindeyim... Güneş sıcaklığıyla hareketlerimizi ağırlaştırıyor. Belki de hayatımın en zor dakikalarını yaşıyorum. İsmim Umeyr. Şu an büyük bir savaşın içerisindeyim. Ben de bu savaşta okçular tepesinde bir okçuyum. Mekkeli Müşriklerle savaşıyoruz ve onlar karşımızda sayıca çok güçlüler. Savaşın kolay geçmeyeceğini anlamışsınızdır. Fakat önemli olan sayı değil, inanç. Ve biz kazanacağımıza inanıyoruz.
Durmadan ve göz açtırmadan ok atmamız gerekiyor. Ve biz de öyle yapıyoruz. Okları ardı ardına sıralarken Resulullah yanımıza geliyor ve kısık bir sesle;
-“Bu savaş kolay olmayacak elbet, fakat kazansak da kaybetsek de bu tepeyi bizden haber gelene kadar asla terk etmeyin” diye buyurdu.
Ok atmaya devam ederken bir inleme sesi duydum. Sesin geldiği yöne doğru ilerledim ve Hz. Hamza’nın şehadetine şahit oldum. Efendimizin biriciği sırtına atılan mızrakla şehit oldu. Gözlerim onu vuran kişiyi aradı. Ve o da ne? Onu vuran kişi Vahşi idi. Hamza’nın cesaretine ve yiğitliğine en ihtiyacımız olduğu zaman, savaşın en kızgın anlarında öldürmüştü onu. Kalbim hızlıca atmaya başladı, gözlerimin yaşlarını silmeye fırsat bulamadım o sırada yanımda beni izleyen Efendimizi fark ettim.
- Seni ok atmaktan alıkoyan şey nedir Ya Umeyr ?
Hızlıca toparlanıp cevap verdim;
-Ya Resulullah, az önce amcanız şehit edildi.
Efendimiz dönüp baktığında amcasını yerde gördü. Hızla yanına koştu. O da gözyaşlarını tutamadı. Bense onları orada bırakıp, kalbimdeki hüzünle görev yerime dönmek zorunda kaldım. Daha fazla Müslüman şehit edilmesin diye oklarımı daha dikkatlice atıyordum. O an içimi büyük bir öfke kapladı. Müşriklerin komutanı Halid bin Velid, heybetli görünüşüyle hiç durmadan saldırı emri veriyordu. Ama biz, az sayımıza rağmen Müşrikleri geri kaçırmayı başarmıştık. Kaçıyorlardı ve onların kaçışını tepeden görebiliyorduk. Savaşı kazanmak üzereydik. Yanımdaki okçu arkadaşım;
-Kazandık! Ganimetler paylaşılıyor. Biz neden hala buradayız? Diye telaşla sordu.
-Efendimizin söylediklerini unuttun mu? Onlardan emir gelene kadar buradan ayrılmamamız gerekiyor dedim.
-Böyle giderse bize ganimet kalmayacak.
-Biraz daha beklemeliyiz, Resulullah’ın sözü boşa değildir.
Arkadaşım söylediklerimi dinlemedi. Birçok okçuyla birlikte ganimet için tepeyi terk ediyorlardı. Bir anda kulağımın tam dibinden geçen mızrak sesiyle irkildim. Neler oluyordu? Tepedeki nöbetçilerin gitmesini fırsat bilen Müşrikler arka taraftan saldırıyorlardı. Tepede sadece sekiz kişi kalmıştık. Müşriklere karşı koyamadık. Ve savaşı kaybettik...
Çok sevdiğimiz arkadaşlarımız, akrabalarımız bu savaşta şehit düşmüştü. Uhud savaşını ve Okçular Tepesini hiçbirimiz hatta hiç kimse unutmayacaktı. Bundan sonra asla O’nun sözünden çıkmamaya and içtik.


