İbn-i Sina
- Amine Yaren İçin
- 27 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Yazar: Amine Yaren İçin (10 yaşında)
Editör: Elif Mina Direk (10 yaşında)
Çizer: Nur Mehlika İnan (11 yaşında)

(980–1437)
Merhaba ben Sina abimin kardeşiyim. Ben Ayşe, ortanca abim Sina, babam, annem ve büyük abim bir de dedem. Evet, neyse tanıtım bu kadar. Hemen hikâyeye geçelim.
Günlerden salı, mevsim ilkbahar, Nisan ayındayız. Abim bugün mektebe gitti. İlk günüydü. Tabii bu küçük olduğundan mektepteki büyük çocuklar onu içeri almadılar. Sonra abim, onlara kendini ispat etmek için satranç oynadı. Herkesle oynadı ve kazandı.
Oturdukları taşların şekilleriyle ilgili bir şeyler söyledi: “pi çarpı y kare eşittir” ben böyle şeyleri bilemem. Kimse kusuruma bakmasın, ben ancak, belki... Sanırım öyleydi... Yuvarlağın iç açıları toplamı hımm yuvarlağın açısı var mıydı? Sanırım... Bu bilgi bile kesin değil ama belki 2+2=5 değil mi ? Off…
Neyse sonunda inandılar, abimi içeri aldılar. Hoca bir şeyler anlatırken abim “Bu yanlış, doğrusu bu,” “Şu yanlış, doğrusu şu,” deyince annemi çağırdılar falan... İşte öyle, yani abim baş belası gibi. Gerçi ben de öyleyim süs püs ama buraya size kötü yanlarımı anlatmaya gelmedim.
Abim yoldan geçerken kenarda fakir bir anne gördü. Bir elinde tas, bir elinde bebek vardı. Yardım istiyordu. Akşam yemeğinde, bu olay abimin aklına takıldı. “Onlar açken nasıl yemek yersiniz!” diyerek kendini ve ailesini suçladı. Sonra başladı bir şeyler anlatmaya ama tam duymadım. O sırada camdan dışarı bakıyordum. Kuş cıvıltıları vardı. Çok güzeldi. Adeta bir müzikti. O müzikte uyanık kalmak mümkün değildi. Cik cik cik...
Siz hemen gözünüzü diğer satıra ya da sayfaya kaydırdınız ama ben bir gündür yazmadım uyuyordum! He he he... Neyse, ben ne anlatayım? Bu hoşunuza gider.
Önce, bizim Mestan adındaki kedimiz annemin yün yumaklarını nasıl karıştırıyorsa, abimin kafasını da sorular öyle karıştırıyor. Sonra da her bir düğümü okuduğu kitaplarla çözüyor. Onun derdi tasası soruları ve kitapları bazen bu soruların çözümünü ararken kabak bizim başımıza da patlıyor. Bugün tutturdu “Lazım bana zeytin çekirdeği.” Anladınız mı? Lazım, lazım! Zorluyordu illa olacaktı.
Bir de en büyük abim var. O da sultanın kızı Sema Hatun’a tutuldu. Şimdi kafayı ona takmış durumda. Dedemle benim önümüze bir tabak zeytin koydu Sina abim. Ye ye ye, şiştik. Abim yüzünden yemek bile yiyemedik. Ben buna taktım. Dedim ki: “Sina’nın mutsuz olması lazım.“
Abimi gömme çabalarım. Abi her tarafı dağıttın ama … kih kih. Evet, konudan saptım. Neyse...
Sonra büyük abim dedi ki: “Ben bu çekirdeklerden kolye yapıp satayım Sina görmeden. Kendime güzel bir esvap alayım.” Benim Sina abim bunu görünce bu işi avantaja çevirdi: “Sen benim yaptığım karışımları dene, ben sana çekirdek vereyim,” dedi.
Abim kabul etti, birkaç karışım içti. Ertesi gün yüzünde sivilce olmayan yer kalmadı. Sema Hatun’la da buluşamadı tabii. Hıncını abimden çıkaramadı çünkü okuldaydı ama benden yarısını çıkarmayı becerdi abim Sina gelince sinirleri tavan yaptı.
—Sen ne yaptın?— Pat! Küt! Çın!
Evet, kavga bitti Sina’nın her tarafı mor. Büyük abim “Kendi çekirdeğimi kendim bulurum!” dedi. Falan filan...
Bu hikâyenin de sonuna geldik. Bence abim Sina ile ilgili şeyler okumak sizi geliştirir ama sizin abiniz ablanız böyle şeyler deniyorsa sakın karışımlarından içmeyin. Hi hi hi…


