top of page

Kayıp Seslerin Altında

  • Beyza Altuntaş
  • 7 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Yazar: Beyza Altuntaş (11 yaşında)

Editör: Zeynep Ebrar Koç (11 yaşında)

Kimse önce neyin eksildiğini fark etmemişti.  Bir sabah uyandık ve şehir, sanki içine çekilmiş boş bir kabuk gibiydi. Kuşlar kanat çırpıyor ama ötmüyor, arabalar ilerliyor ama motorlar susuyordu. Konuşmaya çalışan insanların dudakları kıpırdıyor fakat ses havada dağılmadan yok oluyordu. Çok geçmeden öğrendik: “Frekans Kesici” denen cihaz, tüm ses titreşimlerini yok etmişti. Güya huzur için… ama aslında ses yoksa itiraz da yoktu.

Benim için sessizlik acı bir kayıp demekti. Annem şehrin son konseri sırasında kaybolmuştu. O günden beri ne sesi vardı ne de izine rastlanmıştı.

Günler sonra metro tünellerinde yürürken ayağımın altında hafif bir titreşim hissettim. Metal kokusu havayı dolduruyordu. Çatlak bir duvardan içeri çekildim; gizli bir atölyeye düşmüştüm. Orada eski ses mühendisleri, karanlığa gömülü bir cihazı tamir etmeye çalışıyorlardı. Mekân toz kokuyor, makineler zayıf ışıkla solgun görünüyordu.

Onlardan biri bana küçük, avuç içine sığan bir çekirdek uzattı. Ona dokununca sıcak bir ritim hissettim; sanki kalbimle aynı atıyordu. O an şunu fark ettim: Sanki biz sesini kaybetmiş bir orkestraydık. Çünkü sessizlik müziğin bittiği değil, yeniden başlamayı beklediği andı.

Mühendisler tamir ettikleri cihazı çalıştırmadan önce, ince bir titreşim yükseldi. Çalıştırmalarıyla birlikte bir vida yere düştü ve sesi… gerçekten sesi duydum. Kulaklarım yanar gibi oldu; sevinçten dizlerimin üzerine çöktüm. Tünelde herkes nefesini tutmuştu.

Ama mutluluk kısa sürdü. Gölgeler ilerledi; Sessizlik Devriyesi tünele iniyordu. Adımlarının yarattığı titreşim zeminden hissediliyordu. Mühendis bana, “Biri bu çekirdeği kubbenin merkezine götürürse şehir yeniden duyar” dedi. “Yakalanırsak her şey biter.” Derin bir nefes aldım. Sessizliğin bizi yutmasına izin veremezdim. Çünkü kaybolan sadece ses değil insanlığın kalbiydi.

Koşarak yola çıktım. Merdivenlerden yukarı fırladığımda şehrin soğuk rüzgârı yüzümü tırmaladı. Gölgeler arkamdaydı. Kubbenin merkezine çıktığımda dev enerji küresi ile karşılaştım. Üzeri çatlaklarla doluydu ve soluk ışıklar saçıyordu.

Çekirdeği yerine yerleştirdim. İlk başta hiçbir şey olmadı, sonra çekirdek titremeye  başladı. Kulaklarımda bir basınç oluştu, gökyüzündeki kubbe sarsıldı.

İnce bir çınlama havayı yardı. Ardından bir motor sesi, bir çocuğun kahkahası, rüzgârın uğultusu… Şehir bir anda canlandı. İnsanlar kulaklarını kapatıp gözyaşlarıyla gülüyorlardı.

Kalabalığın içinde tanıdık bir ses duydum: “Beni mi arıyordun?” Döndüğümde annem karşımdaydı. Ona sarıldığımda kalbimin attığını duymak bile mucizeydi. Kubbenin ışıkları çöktü, gökyüzü açıldı. İnsanlar başlarını kaldırdı. Ben sadece fısıldadım: “Dünya yeniden başladı.” 

 

                                                                                                                                  

 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page