top of page

Tebonya

  • Elif Eylül Ezber
  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Yazar: Elif Eylül Ezber (14 yaşında)

Çizer: Ayşe Tezel (10 yaşında)

Editör: Meryem Nizamoğlu

Gökyüzünün her zaman gri ve puslu olduğu, etrafı toz duman içerisindeki Tebonya’ya hoşgeldiniz. Burada ilk olarak pencereden başınızı uzattığınızda iş makinelerinin uğultulu gürültüsü eşliğinde fabrika dumanı ve egzoz gazıyla karşılaşırsınız. Ardından devasa beton yapılar ve fabrikalar çarpar gözünüze. Etrafınız tamamen sarılıdır.

Neyse ki binaların ardında içindeki balıklarla şırıl şırıl akan bir akarsu ve hemen yanı başında uzanan buğday tarlalarıyla çayırlar vardı. Üzerinde dolaşıp otlayan inek, koyun, keçi ve tavuklar yaşardı. Etraflarını saran orman ise renk renk hayvanlara; kızıl sincap, baykuş ve kırlangıçlara ev sahipliği yapardı. Ta ki Tebontanlar, fabrika atıklarıyla akarsuyun sularını kirletip, çok sevdiği balıklarını öldürene kadar.

Akarsu çok üzgündü, umudunu kaybetmiş ve buralardan gitmeye karar vermişti. Tebonya’dan kaçacaktı. Bir gece diğer su dostlarını yanına aldı ve herkes uykudayken toprağın derinliklerine süzülerek Tebonya’yı terk etti. Artık yağmur yağmıyordu. Çayırlar, tarlalar, ağaçlar, ormanlar da alıp başını gitmişti; içlerindeki hayvanlarla beraber. Son olarak toprak da kurumuştu. Kısaca doğa Tebonya’yı resmen terk etmişti. Tebontanlar için başlarda çok bir fark yoktu. Hatta biraz avantajlı bile gelmişti onlara bu durum. Mesela yeni binalar için alan açılmıştı. Nasıl olsa fabrikalarında hazırladıkları besinleri ve önceden depoladıkları oksijenleri vardı. Uzun bir süre bunları kullanıp yaşamaya devam ettiler. Zamanla, ellerindekiler tükendikçe bir panik başladı. Acilen bir şeyler yapmaları gerekiyordu.

 Bir sabah yavru bir Tebontan, “Muzlu yoğurt istiyorum!” diye ağlamaya başladı. Onun gibi diğer bebekler ve çocuklarda çilekli süt, sebze çorbası gibi benzer isteklerde bulunmaya başladılar.

Şehri dönüşümlü olarak devam eden bir bebek ve çocuk ağlaması sarmıştı. Gürültüden insanlar birbirini duyamıyor, okulda öğrenciler ders işleyemiyor hatta hastanelerdeki hastalar başlarını yastıklara gömüyorlardı. Anne ve babalar çıngıraklarla bebekleri oynatmaya çalışıyor, hoplatıyor zıplatıyor susturmak için ellerinden geleni yapıyordu ama bir işe yaramıyordu. Gürültü gittikçe büyüyordu.

Tüm çocuklar fabrikasyon gıdalardan bıkmışlardı ve ev yemeği istiyorlardı, hatta brokoli özlemi bile çekiyorlardı. Ebeveynlerle öğretmenler, belediye çalışanlarıyla önemli kişiler; ne işleri varsa hepsini bırakmış ellerinden gelen her yolu deniyor ama bir çözüm bulamıyorlardı. Tebonya’da hayat durmuştu.

Tebontanlar eksiklerini anlamıştı. Doğaya ihtiyaçları vardı ve geri kazanmanın bir yolu olmalıydı.Ne yazık ki bu o kadar kolay olmayacaktı. İşe, doğanın gönlünü geri kazanmak için fikir yürütmekle başladılar. İlk çözümleri çevreye attıkları çöpleri toplamak oldu. Artık doğa dostu fabrikalar ve binalar inşa ediyor, elektrikli araçlarla seyahat ediyor. Kullandıkları her şeyi geri dönüştürüyorlardı. Değişimin kendini göstermesi biraz uzun sürdü.

Yakıcı güneşin gökyüzünde parladığı kurak bir sabah, bir adet damlacık sızdı topraktan yeryüzüne. Derken yavaş yavaş yağmur başladı. Tebontanlar gördüklerine inanamadılar. Emekleri meyve vermişti. O günün ardından bereketli yağmurlar geri döndü. Çayırlar ve tarlalar eskisinden daha verimli olmuş; ormanlar geri gelmeye, etrafta hayvanlar dolaşmaya başlamıştı. Her tür sebze ve meyve yetişiyordu. Tebonya eskisinden çok daha güzel bir yer olmuştu. Yerli halk da doğanın kucağında kuş sesleri içinde bol oksijenle eskisinden daha mutluydu.


 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page