Tozlu Tavan Arasında
- Ayşe Zehra Ulamış
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
Yazar: Ayşe Zehra Ulamış (9 yaşında)

Tavan arasında attığım her adım yerdeki tozları havaya kaldırıyordu. Işık, tek pencereden ince bir ip gibi sızıyordu. Zemindeki ahşap döşemeler adım attıkça gırç gırç diye sesler çıkarıyordu. Etrafta tanıdık bir koku vardı, toz ve kitap karışımı gibi. Bu harikaydı. Burası ya eski eşyalarla doluydu ya da bir kitap cennetiydi.
Hızla tavan arasını arşınlamaya başladım. Önce hızlı adımlarla her şeye göz gezdirdim incecik ışığın izin verdiği kadar. Ardından yavaş yavaş her şeyi inceledim. Duvarın diğer tarafına geçiverince doğru tahmin ettiğimi anladım. Burada aynı filmlerdeki gibi bir kütüphane vardı. Koyu ceviz renginde boyumu biraz aşan raflar, binlerce hikayeyi sessizce saklıyordu. Parmaklarımı kitapların sırtlarında gezdirdim, kimisi altın yaldızlı, kimisi solmuş deri kaplı, kimisi kenarlarından hafifçe yıpranmış. Birden durdum çünkü bir kitap çok ilgimi çekmişti, adı ‘Hiçbir Şey Beklediğiniz Kadar Fevkalade OLAMAZ!’dı.
Kitabı raftan almak için çektiğim anda kütüphanenin bu bölümü bir çekmeceyi kapatmışım gibi duvara girdi. Ardından birkaç tahta kalas çöktü ve yerde bir kapak ortaya çıktı. Bir hazine sandığının kapağı gibi oymalı ve parlaktı. Bu da neydi böyle, merakıma yenik düşüp kapağı açtım. Açtığım anda geriye sıçradım. Gözlerime inanamıyordum, kapağın içinden hazine çıkacak sanırken çıka çıka cadı görünümlü bir yaratık çıktı. Bu yaratık bir tanıdık gelmişti sanki, birkaç saniye düşündüm. Sonra ‘Bayan CARTANTİKAA’ diye haykırdım. Bu ‘Düşünden Düş’ adlı kitabın ana karakteriydi. Kitabı defalarca okumuştum. Tam kitapla ilgili tüm sorularımı sormak için bir hamle yapıyordum ki, Cartantika ‘kuğahahahaha’ diye bir kahkaha kopardı. Bana bir bakış attı ve ‘Ağzını köpekler mi kaptı? Niye konuşmuyorsun? Konuşmayacaksan şunu söyleyeyim biz konuşarak anlaşırız çünkü biz sosyaliz.’ dedi sırıtarak. Bu sözler de o kitaptandı. Kadın dünyada yaşıyormuş meğer , haberimiz yokmuş(!)
Ağzımı açtım ve sular seller gibi konuşmaya başladım. ‘Merhaba Sayın Cartantika. Çok pardon, sizi görünce nutkum tutuldu. Kusuruma bakmayın. Biraz heyecanlıyımdır da. İlk etapta biraz çekingenimdir ama alışınca beni kimse durduramaz. Kelimeler önü alınamaz bir sel gibi dökülür ağzımdan. Farkındayım, biraz şaşırdınız ama olsun. "Tanıştığımıza memnun oldum, ’dedim. Cartantika birkaç dakika garip bir şekilde baktı yüzüme. Bu şaşırmaktan da fazlaydı. Ardından öncesinde olduğu gibi neşelendi ve geldiği kapağı açıp yaşından beklenemez bir çeviklikle atladı içeri.
‘Vay be yaa!’ diye mırıldanırken geri geri birkaç adım atmış olmalıyım. Büyük bir sarsıntıyla çarptığım eski bir çalışma masası vardı arkamda. Üzerinde de açık bırakılmış sararmış sayfalı bir defter ve tüylü bir kalem duruyordu. Sandalyeye oturdum, daha çok yığıldım da diyebiliriz. Yaşadıklarımı yazmak için inanılmaz bir istekle doldu içim. Bu olanların tek bir anını bile unutmak istemiyordum. Etraftaki tozu, camdan sızan ışığı, eski eşyaları, muhteşem kütüphaneyi, Bayan Cartantika’yla inanılmaz karşılaşmamız ve konuşmalarımızı, ansızın gidişini her şeyi noktası virgülüne yazdım. Yazmayı bitirince defteri kapattım.
Defterin son sayfası bu şekilde bitiyordu. Kitabı kapattım. Ellerimi silkeledim. Sanki parmaklarımın arasında ince bir toz kalmıştı. Başımı kaldırdığımda annemin sesi geldi.
-Işığı kapat kızım, geç olduuu. Yatma vaktiii!
Kitabın kapağına bir kez daha baktım. Tozlu Tavan Arasında… Anneme seslendim.
-Annneee bu kitabı mutlaka sen de okumalısın. Harikaydıı!...


