top of page

Venüs Seni Görüyor

  • Hatice Kübra AYÇİÇEK
  • 23 May
  • 2 dakikada okunur

Yazar: Hatice Kübra Ayçiçek (13 yaşında)

Çizer: Elif Büşra Coştan (10 yaşında)

Editör: Elif Mina Direk ( 13 yaşında)

Bazı yıldızlar sadece parlar. Bazıları ise bakar. Mesela ben. Şaka şaka!

O akşam gökyüzü turuncudan mora dönerken Tamay penceresinin önüne oturmuştu. Gün batımından sonra gökyüzünde tek başına parlayan bir ışık vardı. Diğer yıldızlardan daha parlak, daha dikkat çekici… O, Venüs’tü. “Elmas gibi ama biraz da garip.” diye fısıldadı Tamay. Çünkü ne zaman ona baksa, sanki o ışık sabit durmuyordu. Hafifçe titreşiyor hatta bazen büyüyüp küçülüyormuş gibi oluyordu. Tamay gözlerini kıstı. “Bu normal değil.” Ama bakmayı bırakmadı.

Ertesi akşam yine aynı yere oturdu. Venüs her zamanki gibi oradaydı. Ama bu sefer farklıydı. Sanki daha yakındı. “Tamay…” diye bir ses duydu. Tamay dondu kaldı. Bu sesi dışarıdan duymamıştı. Sanki kafasının içinden gelmişti. “Kim var?” diye fısıldadı.

“Beni izliyorsun,” dedi ses. “Ben de seni izliyorum.” Tamay yavaşça gökyüzüne baktı. “Sen misin?”

“Evet” dedi Venüs. “Ama beni herkes böyle göremez.”

Tamay heyecanlandı ama biraz da korktu.

“Sen neden bu kadar güzel parlıyorsun?”

“Çünkü herkes beni güzel sanıyor” dedi Venüs.

“Değil misin?” Bir sessizlik oldu.

“Güzellik uzaktan bakınca farklı görünür” dedi Venüs. Tamay anlamadı.

“Ne demek bu?”

“Bana yaklaşsaydın orada nefes bile alamazdın.” dedi.

Tamay’ın gözleri büyüdü.

“Niye?”

“Çünkü yüzeyim çok sıcak. Bulutlarım zehirli. Güzelliğim biraz yanıltıcı.”

Tamay o an düşündü. “Yani herkes seni yanlış mı tanıyor?”

“Yanlış değil” dedi Venüs. “Eksik.”

O günden sonra Tamay her akşam onunla konuştu. Ama artık sadece parlaklığına bakmıyordu. Sorular soruyordu.

“Yalnız mısın?”

“Bazen.”

“Korkuyor musun?”

“Kimse beni gerçekten bilmediğinde evet.”

Tamay bir gece camı açtı. Soğuk hava içeri doldu.

“Ben seni biliyorum” dedi. Venüs uzun süre cevap vermedi. Sonra çok yumuşak bir sesle “Belki de ilk kez.”

Bir gün Tamay okuldan döndüğünde gökyüzüne baktı. Ama Venüs yoktu. Ertesi gün de yoktu. Üçüncü gün Tamay dayanamayıp sordu

“Nereye gittin?” Sessizlik. Dördüncü gün, tam umudunu kaybedecekken incecik bir ışık tekrar belirdi.” Buradayım,” dedi. Tamay derin bir nefes aldı.

“Neden kayboldun?” “Bazen görünmem” dedi Venüs. “Çünkü Güneş’e çok yakınım. Ama bu gitmek değil.”

Tamay gülümsedi.

“Yani seni her göremediğimde aslında hâlâ oradasın?”

“Evet.”

Tamay pencereye yaslandı.

“İnsanlar da bazen böyle.” Venüs sordu. “Nasıl?”

“Bazen yanımızda gibi görünürler ama değildirler.

Bazen de yok gibi görünürler ama aslında hâlâ kalbimizdedirler.” Venüs bir süre sessiz kaldı.

Sonra “Sen farklısın,” dedi.

Gece ilerledi. Yıldızlar çoğaldı. Ama Tamay'ın gözleri sadece bir noktadaydı. Venüs yine parlıyordu. Ama artık Tamay onun sadece “en parlak” gezegen olmadığını biliyordu. O uzaktan güzel görünen, yakından zor ama gerçekten tanındığında unutulmaz olan bir sırdı. O gece Tamay şunu anladı:

Bazı şeyler gözle değil, anlayarak görülür. Gökyüzünde parlayan her ışık bir hikâye anlatır ama sadece gerçekten dinleyenler o hikâyeyi duyabilir.



 
 

©2022, Dergi Mudita, her hakkı saklıdır.

bottom of page