Yabgu Kut
- Ali Hamza Akgül
- 27 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Yazar: Ali Hamza Akgül (10 yaşında)

Bai-Deng’deyiz, M.Ö.199 kışı. Hava buz gibi. Bu coğrafyada kış çok çetin geçer. Buranın ayazı insanı, savaşta vurulmadan öldürür. Biz Hunlar olarak burayı bir yıl önce fethettik. Ben de bir bitigçi olarak bu şehr-ül Azam’ın Fâtihi olan Teoman Han oğlu Mete Han’ı arıyorum. İşte şu tanhu ve temir tuplulukta!
Şimdi bu imparatorluğunun yabgusunu uzaktan seçiyorum. Yabgu; buğday tenli, kömür karası saçları kalpağından çıkmış, bıyıkları çenesine varmış, uzun boyu ile hemen karşımda idi. “Tanhu yabgum,sizinle karşılaşmak sizin kadar tanhu bir şereftir. Ben bir bitigçi olarak tanhu yabguların zaferlerini kâğıda alıyorum.”
Yabgumuz Mete Han da dedi:
“Hele önce senin ile benim aototuma gidek de öyle konuşak.” Aotot bin arşın uzakta idi. Önümde koskoca Yabgu yürüyor idi tabii. O atlı olmadıkça arkasından at süremezdim. Etrafı seyrederek yürümeye devam ettik. Tanhu ağaçların arasından epeyce yürüyüp aotota varmış idik, Yabgu bana seslendi: “Suallerin nelerdir?” Ben de: “Şu an toprağına bastığımız bu Orta Asya’nın verimli sulak ovası olan Baideng’i nasıl aldınız?” diye sual ettim. Önce tebessüm etti. Ardından hâlâ dillerden dillere dolaşan Tanhu Baideng zaferini en başından anlatmaya başladı.
“Geçen kış bu düzlük Han Hanedanı’nın himayesinde idi. Ancak biz burayı almasak onlar büyük bir ordu ile üzerimize geleceklerdi. Burayı ele geçirmek, saldırıları önleyecek ve onları korkutacaktı. Mai kalesini teslim aldıktan sonra ordumu dağlara çektim. Bu dağlar bildiğin gibi çok yüksek. Havası ayaz. Ordu buna alışkın ama Çinliler için bu şartlar alışılagelmiş değildi. Onları her gün ovaya saldırarak dağlara peşimize sürükledik. Çoğu donarak öldü. Kalanların da savaşacak takatleri kalmadı. Han Hanedan’ının İmparatoru Gau-zu durumu anladı ve yanına biraz asker alarak Baideng Kalesi'ne çekildi. Tuzağımıza düşmüştü. Hemen bütün süvarilerimle kaleyi sarıp, gelecek yardımların hepsini kestik. O da on beş katımız kadar askerle geldiği Baideng’te bir avuç adamıyla kalede mahsur kaldı. Çok geçmeden teslim oldu ve şartlarımızı kabul etti. Her yıl bize ipek, pirinç ve başka gıdalar göndermeyi teklif etti.” dedi. Söyleyeceklerimi unutmadan heyecanla sözünü kestim.
“Tanhu Yabgum, o kadar çok askeri bu kadar az birlikle yenmeniz gerçekten de akıl alır gibi değil. Bu stratejilerinizi kâğıda alarak gelecek nesillere aktaracağım. Belki çok büyük zaferlerle topraklarımız Doğudan Batıya kadar uzanacak. Belki de bize yeni toprakların kapılarını açacak bu söyledikleriniz.” dedim.
Ama o söylediklerimin hepsini onaylamaz gibi baktı ve dedi ki:
“Ey bitigçi, önemli olan bu zaferi kâğıda almak değildir. Zaferi kazanan askerlerimin mertliğini ebediyen gelecek nesillere aktarıp, yaşatmaktır.”


