Yalnız Değilsin
- Zeynep İpek Kılıç
- 27 Eyl 2025
- 4 dakikada okunur
Yazar: Zeynep İpek Kılıç (12 yaşında)
Editör: Kerem Alparslan (13 yaşında)

Evet, ailem hiçbir zaman mükemmel olmadı. Her gece kavga ederlerdi. Kavgaları yüzünden ev işleri için geç kalktığımda da annem bana sırtımı hissedemeyeceğim kadar vururdu. Benim yerime bir erkek çocuğu tercih edeceği hakkında mırıldanırdı. Tarlaya giderken diğer oğlanların okula gittiğini görünce onları çok kıskanırdım. Ben küçükken hep bir hemşire olmak istemiştim. Okumam gerekliydi ama o fırsat bana hiçbir zaman verilmedi. Onun yerine tarlaya giderdim, bütün evi en baştan süpürürdüm ve yemek yapardım. Her gün. Okuma yazma bilmediğim için boş vaktimde sadece oturur ve olmak istediğim hayattaki beni hayal ederdim. Dışarı çıkıp oynamama izin verilmezdi. Şöyle bir bakınca aynen, ailem bırak mükemmelliği, berbatmış. Ama bana hayatı daha iyi hale getiren biri vardı. Maria benim en yakın arkadaşımdı. Uzun siyah saçları ve mavi gözleriyle benden daha güzeldi. Onun da benimki gibi bir ailesi vardı. İkimizin de kaderi aynıydı. Tarlaya giderken ailemizden gizlice birlikte yürürdük, dönerken de. İneklerden tutun da evrenin sonsuzluğuna kadar konuşurduk. O yazar olmak istiyordu. Ama o da hiç okula gitmemişti. Sadece birbirimize sahiptik. Onunlayken çok eğlenirdim.
-Sadece sizin değil birçok kişinin ailesi böyleydi, yalnız değildiniz. Ayrıca Maria gerçekten kulağa sahip olması eğlenceli biri gibi geliyor fakat şimdi konudan sapmayalım. Sofia, o gece ne oldu?
-Bunun hakkında konuşmak gerçekten çok zor. Sanırım bir şubat akşamıydı. Dışarıda kar vardı ve hava buz gibiydi. Annem ve babam yine kavga ederken yorganımın altına girmiş ısınmaya çalışıyordum. Ama o gece kavgaları diğer kavgalarından daha beter oldu. Nedenini hatırlamıyorum. Çok yüksek sesle bağırıyorlardı. Annem, babama lanetler okurken birdenbire babam anneme tokat attı. Yani, öyle bir sesti. Annem çok sinirlendi, masadan keskin bir şeyin alındığını duydum. Sonra da bir kusma sesi. Annem bir anda ağlamaya başladı. Fısıltıyla şey dediğini duydum, “Özür dilerim.” Birden ne olduğunu anladım. Korkuyla yatağın altına saklandım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Annemin aynı şeyi bana da yapmasından çok korktum. Öyle uyuyakalmışım. Sabah büyük bir gürültüyle uyandım. Etrafımın sallandığını fark edince bir anlığına sersemledim zannettim. Ama, hayır. Yer gerçekten sarsılıyordu. Daha önce hiç deprem yaşamamıştım, bu sebeple ne olduğu hakkında ne ufak bir fikrim yoktu. Korkudan ağlamaya başladım. Yatağın altından bir hışımla çıktım ve anneme hıçkırarak bağırdım. Annem o gün ilk defa bana geri seslendi. Odamın kapısını sertçe açtı ve bana ilk ve son defa sarıldı. Sonrasında ev başımıza yıkıldı. Ona geri sarılamamıştım, hayatımın en büyük pişmanlığı işte bu. Neyse, bayılmışım. Birkaç saat sonra resmen sırtımı hareket ettiremez bir şekilde uyandım uyandım. Yanımda annem vardı. “Anne?” dedim sesim titrerken kısık bir sesle. “Artık kalkabilirsin.” Ama resmen beni duymazdan geliyordu. Herhalde hala baygın haldedir diye düşündüm. Çok küçük bir alan içerisindeydim. Sadece yüzüstü durabileceğim kadar yer vardı. Etraf çok karanlıktı ama küçük bir delikten giren ışıktan sabah olduğunu anlayabiliyordum. Çıkan toz burnumu fena halde gıdıklıyordu ve etraf tuğla kokuyordu. Acıkmış ve susamıştım. Sonra aklıma dank etti. Ya Maria iyi miydi? Onların evi yıkılmış mıydı? Bilmiyordum. Buradan çıkana kadar beklemeliydim. O şekilde saatlerce yardım gelmesini bekledim. Ama bir ara artık açlıktan bayılma konumuna geldiğimde bir şeyler yapmam gerekiyordu. Karnım kazınıyordu resmen, o yüzden son gücümle çok da gurur duymadığım bir şey yaptım.
-Herkes hayatta gurur duymadığı şeyler yapar. Önemli olan o şeyi bilerek veya zorunlu olarak yapma durumumuz. Sen ne yaptın?
-En yakındaki küçük moloz yığınlarından bir avuç aldım ve düşünmeden ağzıma attım. Tadı berbattı, kusacak derecede ama yapmam gerekiyordu. Ayrıca hala susuzdum. Ama onun için yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Çaresizce birkaç saat daha bekledim. Beklerken bir şey fark ettim. Annem hala baygındı ve aradan en az altı saat geçmişti. Parmaklarımı bileğine koydum ve nabzına baktım. En başta bir şey hissetmedim. Tekrar ve tekrar denedim. Ama hiçbir şey hissetmiyordum. O sırada birden anladım. Kalbim paramparça oldu, içinde kocaman bir boşluk oluştu sanki. Sessizce ağlamaya başladım. Hıçkırıklarımı gizlemeye çalışıyordum.
-Bunu duyduğuma gerçekten üzüldüm. Sevdiğin birisini kaybetmek çok can acıtır. Ama yardım gelip tıbbi müdahalede bulunabilirdi. Yetişemedi mi?
-Hayır. Hep bekledim. En sonunda dayanamadım. Vücudumu bütün gücümle çevirdim ve üzerimizdeki duvarı tüm gücümle ittirmeye başladım. Dakikalarca ittirdim. Ellerim acıyordu. Hala ağlıyordum ama kafama koymuştum: Buradan çıkacaktım. Sonra o küçük delik biraz büyüdü. Biraz daha. Sonra biraz daha. Ellerim artık su toplamıştı, sırtım sanki parçalanmıştı ama neredeyse geçebileceğim bir delik vardı. Kendimi bütün gücümle delikten ittirdim. Tekrardan hava kararmıştı, önümü zar zor görebiliyordum. Etraf çok sessizdi. Sadece çekirge sesleri duyuyordum. Herkes ya hala baygındı ya da… diğer seçeneği düşünmek istemiyordum. Sonra aklıma Maria geldi. Onun kaldığı tarafa doğru sendeleyerek yürümeye başladım. Sol ayağım burkulmuştu ama zar zor onların evine vardım. Onun adını haykırırken yıkılan evin dibinde bir şeye takıldım. Moloz sandım ilk başta. Hayır, kesinlikle değildi. Bir eldi. Küçük bir el. Heyecanla eğilip nabzını kontrol ettim. İlk denemede fark ettim, nabzı atmıyordu. Artık tek başıma olduğumu düşündüm. Sonra bayılmışım.
-Öyle düşünmeni gerektiren hiçbir şey yok. Arkadaşının başına gelenlerden sen sorumlu değilsin. Vakti tükenmişti. Bu dünyadaki her varlık bir gün gidecek. Ben de sen de. O sadece biraz erken gitti. Uyandığında ne oldu?
-Uyandığımda bir hastanedeydim, sanırım sonunda akıllarına yardım göndermek gelmişti. Sonrasında her şey çok hızlı gelişti. Hastaneden taburcu oldum. Bir yetimhaneye verildim. Orada Anastasios adında biri ile tanıştım. Bana okuma yazma öğretti. Kısacası bana okulda öğrendiği her şeyi öğretti. Yetimhaneden ayrılınca evlendik ve Katerina adında bir kızımız oldu. Yalnız olmadığımı bilmek iyi hissettiriyordu. Ve şu anda buradayım.
-Bu hayatta seni seven ve sana destek olan bir ailen var. Annen, baban ve Maria da her zaman seni sevdi ve sevmeye devam ediyor. Sofia, seansımız şimdilik bitti ama şunu sakın unutma: Sen yalnız ve tek başına değilsin. Biz senin yanındayız. Haftaya tekrardan bekliyorum.
Ofisten adımımı atar atmaz küçük kızım bana koşarak sarıldı. Eşim yavaşça bana yürüdü ve beni alnımdan öptü. O an daha net anladım. Ben gerçekten de yalnız değilim.
16 Şubat 1810 – Girit depremi


