Yazarların İlhamı Nerede?
- Nilgün Aydemir
- 7 gün önce
- 3 dakikada okunur
Yazar: Nilgün Aydemir (11 yaşında)
Editör: Salih Doygun (13 yaşında)

Bir gün Dünyadaki bütün yazarlar bir ülkeye misafir olarak çağrılıyor. Bu ülkede hiç yazar yoktu. Çünkü bu ülkenin adı kitapsevmez ülkesiydi. Bu yüzden oradaki yazarlar ya mesleklerini kaybedip normal bir işe girdiler ya da mesleklerini kaybetmemek için başka ülkelere göç ettiler. Ama çoğu kişi birinci söylediğimi yaptı. İkinci söylediğimi ise en fazla on kişi yapmıştır.
Bütün yazarlar kitapsevmez ülkesine gitmek için sabırsızlanıyorlardı. Ve yazarlar uçaklarına bindikleri gibi kitapsevmez ülkesine varmışlardı. Yazarlar çağırıldıkları yere doğru yola koyuluyorlar. Yazarlar gidecekleri yere varınca ülkenin en sevilen kişisi adı Bilgili soyadı kitapsevmez. Bay Bilgili Kitap sevmez nasıl kitap sevmeyerek, okumayarak nasıl bu kadar bilgili oldu hiçbir yazar anlamamıştı.
Bay Bilgili Kitapsevmez konuşmaya başladığı an pekte bilgili olmadığı anlaşılıyordu. Bay Bilgili konuyla alakası olmayan şeylerden bahsediyordu. Mesela “Sizce gökyüzünde kaç tane yıldız var?” Bay Bilgili sonunda söylemek istediği şeyi söyledi “Sizin ilhamlarınızı arttıracak bir oda hazırladık. Bu odaya girdiğiniz an bütün ilhamlarınız yok ee çok fazla ilhama sahip olacaksınız demek istedim.” Bütün yazarlar odaya girmek için çok heyecanlandılar. Ve bütün yazarlar hemen odaya alındı. Ve yazarlar kendilerini bir an için çok akıllı hissettiler. Ve bütün yazarlar uçaklarına binip ülkelerine geri dönüyorlar. Ve evlerine gittikleri gibi kitap yazdılar yani yazmaya çalıştılar. Bir yazarın hiç mi hiç aklına ilham gelmezdi. Bu şey birazdan etkili olur herhalde o kadar yolculuk yaptık” diye düşünürlerken kimse bu odanın ilhamları yok edecek bir oda olduğunu düşünmemişlerdi. Herkes odaya koşa koşa girmişti nasıl olsa.
Artık yazarların aklına hiç ilham gelmiyordu. Bu yüzden de yazarlar ilham bulmak için her şeyi ama her şeyi denediler ama hiçbir denemenin sonucu olumlu çıkmadı. Yazarlar ilham bulmaya çalışırken uykusuz kaldılar. Kalemlerini ellerine aldılar ama akıllarına bir şey gelmediği için bomboş kâğıda bakıyorlardı. Keşke o odanın içine girmeseydik” diye düşündüler ama artık çok geçti. İnsanlar kitapsız kaldıkları için acayip mutlulardı. Âmâ artık bilgisizlerdi. Bunu kimse düşünmemiştiler.
Daha sonra bu durumu başka bir ülke fark edip yazarları ülkelerinde misafir etmek istediklerini onlarla bu konu hakkında konuşmak istedikleri bir mektup gönderdiler. Tabi ki gitmekte tereddüt ettiler. Âmâ sonra gitmeye karar verdiler. Yazarlar artık bir şey yâda bir yere girmelerini isterlerse bunu yapmacıklardı. Çünkü ilhamlar zaten yok olmuştu. Bundan kötüsü olabilir miydi? Yazarlar onlar için ayrılmış uçaklara binerken iç sesleri aynen şöyle diyordu “Ya kötü şeyler olursa? “Âmâ aksine oraya vardıklarında her yer ama her yer kitapla kaplıydı. Yazarlar uçaklardan indikten sonra yazarlar o kocaman kitaplıkların içinden kendi kitaplarını bulmaya çalıştılar. Âmâ o kocaman kitaplıkların içinden kendi kitaplarını bulmaya çalıştalar ama bulmak neredeyse imkânsızdı (imkânsız diye bir şey yoktur).Hemen yazarları “İlham Bina’sına” götürdüler. Yazarlar binanın içine girdikleri gibi onları harika bir karşılama yapıldı. Burada şehrin neden her yerinde kitap olduğunu öğrendiler. Çünkü burada ki insanlar kitap okumayı çok seviyorlarmış bu yüzden buranın adı da “Kitababayılır” ülkesi.
Dünyanın en yaşlı yazarı olan Bilgili Kitababayılır diğer yazarlara bir konuşma yapmak için yazarları bütün yazarları alabilecek bir konferans salonuna aldı. Sonrasında da konuşmaya başladı “Bizi Kitapsevmez ülkesinde toplayıp ilhamlarımızı çaldılar. Ben de bu iş için günlerimi verdim. Ve Kitapsevmez ülkesine geri gidip bir şekilde ilhamları bir şekilde aldım tabi biraz zor oldu bütün hepsini toplamak. Hepsi uçan sarı yuvarlak şeylerdi. Çok tatlılardı. Bende bunları sizlere geri getirdim. Kimler kitap yazmak ister?” dedikten sonra bütün kapılardan bir sürü ilham içeri girdi tabi bütün ilhamlar sahiplerini hatırlayıp onlara geri kavuşmuşlardı. Yazarlar ülkelerine geri döndükleri gibi bir sürü kitap yazmışlar akıllarına sürekli ilham geliyordu. Yazarlar hiç boş kalmıyorlardı. Artık kitaplar dünyaya sığmışaydı. Ama kitaplar hemen alınıyordu ve bazen raflarda kitap kalmıyordu. Ama yazarlar hemen yepyeni ve birbirinden harika kitaplar yazıyorlardı. Mesela şu birbirinden harika kitaplara birkaç örnek Duvarın ardı, Palanka, ilham çobanı gibi.
Artık kitaba kavuşanlar karanlıkta ışık yakan insanlara benzetilebilir. Çünkü kitaplar sayesinde yolları aydınlanır, ruhlarını ferahlatır. İlhamlarına kavuşan yazarlar da yağmurdan sonra coşan nehirlere benzetilebilir. Çünkü düşünceler hızla akar, kelimeler durmadan yerini bulur.


