Yeni Bir Hayat
- Furkan Barı
- 25 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Yazar: Furkan Barı (10 yaşında)
Editör: Zümra Babatürk ( 12 yaşında)

Merhaba, benim adım Ali. 1385 yılının İlkbahar mevsiminde doğmuşum. Konya’da yaşıyorum. Babam tüccardı ve Konya’dan Şam’a yün, pamuk, şarap gibi birçok şey satıyordu. Yine bir gün Şam’a giderken haydutların saldırısına uğradı. Aylar sonra onu ve kervandaki insanları ölü bir şekilde buldular. Babamın ölümüne dayamayan annem de kısa sürede hastalandı ve vefat etti . Böylece dört yaşında öksüz kaldım. Bende Konya’da yaşayan tek akrabam olan teyzemde kalmaya başladım. Dokuz yaşında teyzem de öldü. O günden beri de sokaklarda yaşıyorum. Bazen günlerce aç kaldığım oluyor ama artık alıştım.
Bu günlerde insanlar hep Yıldırım Bayezid’den konuşuyorlar. Çünkü Yıldırım Bayezid birçok şehri almıştı. Ve eninde sonunda Konya’yı da alacağı düşünülüyordu . Bir gün Yıldırım Bayezid’in Konya’yı kuşattığı haberini aldım. Kuşatmanın başlamasından yaklaşık bir hafta geçmişti ki askerlerin halkla alış veriş yaptıklarını duydum. Çok şaşırdım. Çünkü Karamanoğlu’nun askerleri istediği şeyi halktan zorla alıyorlardı. O anda aklıma Türk olma fikri geldi. Zaten Karamanoğlu’nun yaptığı zulümlerden bıkmıştım. Evet, kesinlikle Türk olacaktım. Günlerce heyecan içinde durdum. Bir sabah davul sesleriyle uyandım. Yoksa Osmanlı Konya’yı fethetti mi düşüncesi ile yerimden ok gibi fırladım. Evet, düşündüğüm olmuştu. Osmanlı askerleri Konya’ya giriyorlardı. Bağırmaya başladım:
-Ben öksüzüm, ben öksüzüm Türk olmak istiyorum. Bir asker yanıma gelip onu takip etmemi istedi. Dört gün sonra Konya’dan Bursa’ya yolculuk ettim. Beni bir aileye verdiler. Benim de bir ailem olmuştu. Bir annem, bir babam, üç erkek kardeşim ve iki tane de kız kardeşim. Babam bir yeniçeriydi. Aynı zamanda ben Hristiyanlıktan İslam’a geçmiştim. Babamın evde olduğu bir gün yemekten sonra ondan yeniçeriliği anlatmasını istedim. O da beni kırmadı ve anlatmaya başladı.
-Yeniçeri olmak çok zahmetlidir. Yedi yaşında başlayan eğitim on sekiz yaşında biter. Aynı zamanda yeniçeri olmak için savaş aletlerini iyi kullanmak çok önemlidir. Bir yeniçeriyi çoğunlukla en usta Haçlı Şövalyeleri bile yenemez.
-Bana biraz da savaşlardan bahseder misin baba?
-Tabi ki! Savaşların kazanılmasında yeniçerilerin payı çok büyüktür. Bak sana Kosova Savaşı’nı anlatayım. Kosova Savaşı’nın olacağı zaman rüzgâr çok şiddetli esiyordu. Haçlı Ordu’su ne kadar gizleseler de önce okçular ile saldıracakları belli oluyordu. Haçlı Ordusu’nun okçu birliği oklarını fırlattılar. Ama okçuların okları şiddetli rüzgâr sayesinde bize gelmiyordu. I. Murad’ın emriyle bizde yerlerimizden fırladık ve düşmana saldırdık. O savaş katıldığım dördüncü ve aynı zamanda en büyük savaştı. O savaşta gazi oldum. Sol kolumdaki balta izi halen daha var, dedi ve sol kolundaki yarayı gösterdi.
-Baba sen gazi miydin, diye sordum.
-Evet. Neyse konuyu dağıtmayalım. Sana biraz da Eflak Kral’ı Mirça’nın o güvenli sarayından akıncılar tarafından kaçırıldığını anlatayım. Ben heyecan ve şaşkınlık içinde:
-Eflak Kralı’nın kaçırıldığını duymamıştım.
- Sana hikaye gibi anlatayım. Eflak Kralı Mirça gece kuş tüyü yatağında uyumaya çalışırken bir tıkırtı duymuş. Nöbetçilerin sesidir diye düşünmüş. O esnada suratına inen yumrukla bayılmış. Bilinci yerine gelince kendini gözleri kapalı, elleri bağlı bir şekilde bulmuş. Onu yakalayan akıncılara sorular soruyormuş ama her defasında cevap alamıyormuş. Bir şehre geldiklerinde onun iplerini çözüp bırakmışlar. O kişi Yıldırım Bayezid’di. Eflak Kral’ı Mirça bu korkuyla uzun bir süre Osmanlı’ya karşı ittifak kurmaz. Şimdi yat ve uyu. İstemsiz bir sesle:
- İyi geceler.
-İyi geceler.
Yatağıma yatıp uzandım ve yeniçeri olduğumu hayal ederek kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım .


