Ben Zena:Bir Zümrüdüanka
- Sude Nazlı Erdoğan
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Yazar: Sude Nazlı Erdoğan (12 yaşında)
Çizer: Zeynep Bera Tozlu (13 yaşında)
Editör: İsra Bilden (12 yaşında)

Ben doktor Zena. Mars’ta yaşıyorum. Size anlatacaklarım keşke yaşanmasaydı ama yaşandı. Bana da size anlatmak düşüyor. Her şey bundan 3 yıl önce başladı.
3 YIL ÖNCE
Yıl 2150
Ben küçüklüğümden beri insanlara şifa dağıtmak istemişimdir. Doğaya karşıda çok meraklıydım, hala da meraklıyım. Boncuk kahverengi gözlerim, omuzlarımdan dökülen kızıl saçlarım, uzun da bir boyum var. Neyse beni geçelim mevzuya girelim.
Ben çok çalıştım, büyük profesörlerle tanıştım büyük bir doktor oldum 32 yaşında. Bu yaşımda profesör de olmuştum, akademisyende. Ben üniversitede çalışmalarımı sürdürüyor, öğrencilerimi eğitiyordum. Bana bir teklifle geldiler, TUA’dan. TUA ne mi? Türk Uzay Ajansı’nın kısaltılışı. Onların genç bir ekiple Mars’a gideceklerini öğrendim. Ve bu ekibin içinde genç ama alanında başarılı bir doktora da ihtiyaçları varmış. Bu nedenle bana da teklif getirdiler. Ama bu kişi 10 yıl boyunca orada kalacakmış ve sadece onu dünyadaki insanlar kontrol edeceklermiş yani kendi yakınlarıyla görüşemeyecekmiş. Yakınları da sadece onun iyi olduğunu bilecekmiş. Bu durum beni tedirgin etse de ailemle konuştuğumda bana istiyorsam onlara sıkıntı olmayacaklarını belirttiler. Bende teklifi kabul ettim. Uzay Ajansı ile beraber çalışmalara başladık. Bu çalışmalarda; uzayda yapacağımız deneylere, orada yaşayabileceğimiz sorunlara, yakalanabileceğimiz hastalıklara karşı eğitim aldım. Ve o gün geldi, çattı. Mekiğe bindik ve bizi fırlattılar. Bir süre sonra Mars’a vardık. Mars’ta deneyler yaptık, hayvanları, bitkileri inceledik. Bir gün yeni bir hayvanımsı, bitkimsi bir canlıya rastladık. Ben de bu canlının ölü bir örneğini incelemeye başladım. Bu canlının jeli de vardı ve canlının jelinin cilde iyi geldiğini fark ettim. Bazı kısımlarından da ilaç yapabiliyorduk. Aynı zamanda bu bitkinin adını ‘Zena’ koydum. Zena’dan yaptığımız ilaçları Dünya’ya göndermeye başladık. Ancak bu ilaçlar bizde bazı sıkıntılara yol açmıştı. İlaçların görevi; minik yaraları iyileştirmek, baş ve mide ağrılarında azaltma yapmaktı. Fakat fark ettik ki bu ilacı sürdükçe iyileşiyorduk ama halsizliğe yol açmaya başlamıştı. Birkaç hafta sonra ciğerlerimiz enfeksiyon kapmaya başladı. Ne yazık ki bu rahatsızlıkların Zena’dan olduğunu anlamamız 6 ayımızı aldı. Bu 6 ayda bazılarımız yataklık oldu. Dünya’dan da kötü haberler almaya başlamıştık. Zena’yı kessek bile fayda etmiyordu.
2 BUÇUK YIL SONRA
Ben yakınımdaki herkesi kaybettim. Mars’taki bütün ekip hayatını kaybetti. Tek başıma kaldım Mars’ta, kimsesiz bir yetim gibi kaldım. Bana verilen bilgilere göre ailemi de kaybetmiştim. Bu yüzden çok araştırma yaptım. Zena’nın ilacının da yine Mars’ta olacağını düşünüyordum. Ve buldum. Mars’ta yeni bir bitki. Bende de biraz Zena hastalığı vardı. Kendi üzerimde uyguladığımda Zena hastalığım geçti. Bu bitkinin adını da Anti-Zena koydum. Bu bitkiden yaptığım ilaçları dünyaya gönderdim.
Dünyada da işe yaradı ve bu salgın hastalık birkaç ay sonra sona erdi. Bende birkaç aylığına dünyaya döndüm. Ailemin tamamını kaybetmemiştim. Teyzem hayattaydı. Onunla birlikte Mars’a yerleşmeye karar verdim.
Benim adım Zehra aslında ama artık herkes bana Zena diyor. Bilmiyorum benim yaptığım dünyayı kurtarmak mıydı yoksa dünyayı batırmak mıydı? 35 yaş yolun yarısı diyor şair. Ben yolumun yarısında 50 yaşındaki teyzemle baş başa kaldım. Ama mutluyum her şeye rağmen. Sanırım benim hikâyem bir Zümrüdüanka hikâyesi. Küllerinden doğma hikâyesi.


